Hi, How Can We Help You?

Author Archives: Caner Tanrıverdi

Haziran 24, 2021

Disleksi; normal ve ya normalüstü zekaya rağmen, akıcı okuma ve okuduğunu anlama sorunlarıyla kendini gösteren nörolojik temelli bir öğrenme farklılığıdır. Özgül öğrenme güçlüğü kategorisinin alt alanlarından olan disleksi, özgül öğrenme güçlüğü grubunun %85‘ini oluşturmaktadır.

Yapılan bilimsel çalışmalar okul öncesi dönemde dislektik bireylerin en belirgin özelliklerinin;

  • Dil gelişiminde gecikme.
  • Dil edinimi sırasında telaffuz sorunları.
  • Birbirine yakın kelimeleri yanlış sesletme.
  • Kelime dağarcığında yaşıtlarına göre sınırlılık. 
  • İfade edici dil becerilerinin gelişimde sohbet başlatma ve sürdürme alanlarında sınırlılık 
  • Alıcı dil becerilerinde, söylenen karmaşık cümleleri anlama ve yorumlamada zorlanma.
  • Otomatik patern becerilerinde zayıflık.
  • Ardı ardına verilen yönergeleri yerine getirirken sıra takibini yapamama.
  • Uyaklı sözcükleri bulma, ayırt etme ve sıralamada sıkıntı.
  • Eylemleri karıştırır.  
  • Sıra takibi gerektiren bilgileri öğrenmede sıkıntı.  
  • Yönelim becerilerinin gelişimde zorluk
  • Görsel-işitsel dikkat gerektiren etkinliklerde yetersizlik olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu bilimsel çalışmalardan yola çıkan DİSENT (Disleksi Araştırmaları Enstitüsü) program geliştirme birimi uzmanları Türkiye’de alanında ilk ve tek olma özelliğine sahip olan, 48-72 aylar arasındaki bireylere doğrudan uygulama yapabilmesini sağlayan ODİST’i (Okul Öncesi Disleksi Belirtileri Testi) geliştirmiştir.

ODİST 5 Alt alan ve 12 bölümden oluşmaktadır. Bu alt alan ve bölümler;

1.Otomatik Patern

  • Renk Paterni
  • Nesne Paterni
  • Şekil Paterni

2.Kısa Süreli Bellek

  • 2 Nesne (İşitsel-Görsel)
  • 3 Nesne (İşitsel-Görsel)
  • 4 Nesne (İşitsel-Görsel)
  • 5 Nesne (İşitsel-Görsel)

3.Görsel İşlemleme

  • Görsel Analojik Muhakeme
  • Görsel Esneklik
  • Görsel Dikkat

4.Gelişimsel Dil

  • İşitsel Algılama
  • İfade Edici Dil

5.Fonolojik Farkındalık

  • Cümle
  • Kelime
  • Uyak
  • Sestir

Literatürde erken tanı için, disleksi açısından klinik görünüme uyan semptomlar risk faktörleri olarak tanımlanmıştır (Doğan, 2012). Sayısız araştırma erken tanı ve müdahalenin önemine işaret etmiştir.

Araştırma sonuçları, risk grubunda yer alan çocukların daha okul öncesi dönemde belirlenebildiğini ve uygun müdahale programları ile desteklendiğinde disleksi ile tanılanma olasılıklarının büyük oranda azaltıldığını göstermiştir. 

Korkmazlar( 2003), erken tanı konduğu ve eğitime vakit kaybetmeden başlandığı oranda çocukların yaşıtlarına yetişebilmekte olduğunu ve gerçek potansiyellerini gösterebildiğini bildirmiştir (Demir, 2005).

Bilimsel araştırmaları merkezine alarak hazırlanmış olan Okul Öncesi Disleksi Belirtileri Testinin temel amacı, okul öncesi dönemde disleksi belirtileri gösteren bireylerin erken dönemde (48-72 ay) tespit edilmesidir. Bu doğrultuda Okul Öncesi Disleksi Belirtileri Testinin geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları 2019 yılında DİSENT (Disleksi Araştırmaları Enstitüsü) tarafından tamamlanmıştır.

Haziran 24, 2021

CİNSEL TERAPİ NEDİR?
Cinsel terapi, cinsel sorunlar konusunda eğitim almış deneyimli psikiyatrist ve psikologlar tarafından cinsel sorunları olan birey ya da çiftlere uygulanan bir tür kognitif davranış tedavisidir.

CİNSEL SORUNLAR NASIL TEDAVİ EDİLİR?
İnsan davranışı ve cinselliği bedensel, psikolojik, sosyal koşullardan etkilenir. Cinsellik sadece cinsel organlarla sınırlı değildir. Cinsellikle ilgili duygular, düşünceler ve yerleşmiş inançlar vardır. Yerleşmiş inançların çoğu zaman hatalı olabildiği bilinmektedir. Cinsel sorunların ve bozuklukların ortaya çıkışında kişinin bedensel ve psikolojik özellikleri ya da ikili ilişkilerin etkileşimleri etkili olabilir. Doğal olarak cinsel sorunların tedavisi de, oluşumunda rol oynayan etkenlere göre değişebilir. Kişi ile görüşülerek sorunu ortaya çıkaran, yerleşmesine neden olan etkenler birlikte incelenir.  Sorunun tedavisinde etkili olacak ilaç veya psikoterapiler seçilir.

Cinsel sorun tıbbi veya biyolojik bir nedene bağlı ise, tedavisi ilaç veya diğer tıbbi tedaviler olacaktır. Bu durumda tedaviyi, ürologlar, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları ya da psikiyatristler yaparlar. Eğer cinsel sorun psikolojik etmenlerle ilişkili ise veya tıbbi bir nedene bağlı olarak gelişmiş olsa bile psikolojik etmenler durumu ağırlaştırmışsa, cinsel terapiler uygulanmalı ya da ilave edilmelidir. Cinsel terapileri ise cinsel terapi konusunda eğitim almış psikiyatristler ve klinik psikologlar yapabilir.  Bütün tedaviler gibi cinsel tedaviler de bilimsel veriye dayalı olmak zorundadır.

Yeni bir tedavi yönteminin uygulama alanına girmesi için bilimsel ve etik olarak tanımlanmış süreçlerden geçmesi, etkili olduğunun kanıtlanması ve meslek topluluğunca kabul edilmesi zorunludur. Cinsel tedavilerde kullanılan bir psikoterapi yönteminin belli bir bozukluk için etkili olduğuna, bilimsel ilkelere uygun bir dizi çalışma yapılarak karar verilir.

Dünyada ve Türkiye´de 1970´lerden beri “Cinsel Terapi” ile vajinismus ve erken boşalma olgularının pek çoğu başarıyla, cinsel isteksizlik, erkeklerin sertleşme bozukluğu ve kadınların uyarılma ve orgazm bozuklukları gibi diğer cinsel işlev bozuklukları da büyük ölçüde tedavi edilmektedir. Cinsel sorunun tipine ve sorunlu çifte göre değişiklikler olmakla birlikte, cinsel tedaviler ortalama olarak 2-4 ay ve 6-10 seans sürer, ama kişiye göre bir iki görüşme ile kısa zamanda düzelen vakalar olabildiği gibi, tedavisinin bir iki yıl sürmesi gereken vakalar da olabilir.

Cinsel sorunları olanlarda uygulanan ve etkili olduğu bilinen cinsel tedaviler aslında özel bir öğrenme biçimidir. Bu öğrenme sürecinde kişiye temel olarak şunlar öğretilir: Genel olarak psikoterapilerde ve özellikle de cinsel tedavilerde kişiye mahrem ve güvenli bir öğrenme ortamı oluşturulur.  Bu ortamda kişi kendi denetimi altında kendisini, kimliğini, bedenini,  ilişkisini keşfetmeye cesaretlendirilir.  Bu keşif ve öğrenim kişinin özelliklerine göre değişen bir süratte ve derece derece olur. Bu nedenle cinsel sorunun ilaçla tedavisi yapılırken de hasta ile hekim arasındaki ilişkinin önemi vardır ve bazen psikoterapi veya cinsel terapinin bir parçası olarak uygulanır. Zira cinsellik salt bedensel bir sorun değildir.  

BANA EN YAKIN CİNSEL TERAPİST NEREDE?

Web sayfamızdan ‘Bana en yakın terapist nerede’ yazısına tıkladığınızda karşınıza Türkiye haritası çıkacaktır. Size en yakın ili tıkladığınızda orada görev yapan cinsel terapistimizin iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.


CİNSEL TERAPİSTLERİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?
-Cinsel terapist kendi meslek grubunun temel etik kuralları dışında açık görüşlü, cinselliğe olumlu bakan, tarafsız, hoşgörülü ,esnek ,yargılamayan, farklılıklara saygılı, kendi değerlerini yansıtmayan, bilgili, güvenilir biri olmalıdır.

-Terapistler, hastalarına (danışanlarına) yetki ve özelliklerini açıkça ve doğru olarak anlatmalı, hastanın (danışanın) menfaatini korumalıdır.

-Tanı koymadan önce yeterli bir öykü almalı ve gereken tetkikleri yaptırmalıdır. Yeterli öykü olmadan ya da gerekli araştırmaları ihmal ederek tanı koymak da hastanın zarar görmesine yol açtığından etik bir ihlal sayılır.

-Uygulanacak tedavinin seçiminden cinsel terapist sorumlu olmakla birlikte hastayı olası tüm tedavi çeşit ve olanakları konusunda aydınlatmalı ve onun da fikrini almalıdır. Tedaviden önce söz konusu cinsel sorunun yapısı, uygulayacağı tedavinin özellikleri ve kuralları, bu sorun için uygulayacağı tedavinin etkinliği konusunda hastaya bilgi vermelidir. Deneyim ve eğitiminden bağımsız olarak, tedavi sürecinde karşılaşacağı bazı sorunları göremeyebileceğini, bu nedenle uygun bir danışmanı olması gerektiğini bilmelidir.

-Cinsel terapist hasta ile girdiği tedavi ya da danışma ilişkisi sürecinde hastaya ait edindiği tüm bilgileri ve hasta ile mesleki ilişkisini yasal zorunluluk, hastanın ya da bir başkasının hayatına ya da güvenliğine ilişkin açık bir tehlike durumu dışında saklı tutmak zorundadır.

-Cinsel terapide terapist ile hastanın (danışanın) arasında cinsel ilişki veya herhangi bir yakınlığa yer yoktur. Sadece hasta ile değil hastaya yakın duygusal bağı olan kişilerle veya birinci dereceden yakınlarıyla da hiçbir ikili ilişkiye girmemelidir. Hastayla tedavi ilişkisi dışında ticari veya sosyal ya da herhangi bir başka ilişkiye girmemelidir. 

CİNSEL TERAPİNİN TEDAVİ ETTİĞİ CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI NELERDİR?
Cinsel terapinin tedavi ettiği cinsel işlev bozuklukları; vajinismus, erken boşalma, sertleşme bozukluğu, disparoni (kadında ağrılı cinsel ilişki) kadın ve erkekte cinsel istek bozukluğu, kadında uyarılma bozukluğu, kadın ve erkekte orgazm bozukluğudur.

Ancak ülkemizde yaşanan cinsel sorunlara göz attığımızda, cinsel eğitimsizlikten kaynaklanan sorunlar, cinsel bilgi eksikliği, cinsel deneyimin yetersiz olması, cinsellikle ilgili yanlış inanışlar, yetiştiriliş biçimi nedeniyle sağlıklı bir bedene ve psikolojik yapıya sahip bireylerde ya da çiftlerde cinsel sorunlar sık görülmektedir. Bu sebeplerle meydana gelmiş olan cinsel sorunlar da birkaç seans danışmalık verilerek tedavi edilebilmektedir.


CİNSEL TERAPİDE NELER YAPILIYOR? 
Cinsel tedaviler, psikoterapi oturumları muayenehane veya hastanelerde yapılır.

Cinsel terapi bu konuda eğitim almış, deneyimli psikiyatrist ve psikologlar tarafından uygulanır. Cinsel terapiye başvuran kişinin cinsel eşi varsa tedaviye cinsel eşiyle başvurması önerilir. Çünkü bu tedavi başarısını daha da artırmaktadır. Öncelikle her iki partnerle ayrı ayrı görüşülerek cinsel öykü ve cinsel sorun öyküsü alınır. Sorunun alanları belirlendikten sonra tedavi hedefleri çiftle beraber saptanır. Görüşmelerin sıklığı, süresi ve temel ilkeleri belirlenir.

Cinsel bölgelerin anatomisi ve fizyolojisi, cinsel yanıtların işleyişi, yanlış cinsel inanışlar, cinsellik kavramı anlatılır. Daha sonra çeşitli ev ödevleri verilerek cinsel terapi uygulanır.

CİNSEL TERAPİDE NELER YAPILMAZ?
İstismara ve oyalamaya açık bir alan olan cinsel sorunların tedavisinde danışan ya da hasta özellikle şu unsurlara dikkat etmelidir. Cinsel tedaviler, psikoterapi oturumları muayenehane veya hastanelerde yapılır. Görüşmelerin sıklığı, süresi ve temel ilkeleri belirlidir. Tedavilerin bilimsel olarak kanıta dayanması gerekir. Tıbbın, psikiyatrinin ve cinsel terapilerin bilimsel standartlarına olduğu kadar etik kurallarına da uygun olmalıdır. Örneğin, cinsel sorunla başvuran bir hastada psikiyatristlerin muayenesi bedensel incelemelerden değil, davranış, düşünce ve duyguların incelendiği görüşmelerden oluşur. Bedensel bir sorunu olduğunu düşündüğü kişiyi ise kadın hastalıkları ve doğum uzmanı veya üroloji uzmanına  yönlendirmelidir. Psikolog veya hangi branştan olursa olsun doktorun yanında ya da mekanında  cinsel ilişki kurulmaz. Bilimsel olarak böyle bir tedavi yöntemi olmadığı gibi, bu durum tıp ahlakına uygun da değildir.

CİNSEL TERAPİLERDE BAŞARI ORANLARI YÜKSEK MİDİR?
Cinsel terapide başarı oranı genellikle yüksektir. Kadın cinsel işlev bozuklukları arasında en sık görülen vajinismus tedavi açısından en yüz güldürücü sorundur. Cinsel terapiye en iyi ve en kısa sürede yanıt veren cinsel işlev bozukluğu olduğu da söylenebilir. Disparoni (ağrılı cinsel ilişki) tedavisi vajinismus tedavisine benzer ve cinsel terapi ile başarı oranı oldukça yüksektir. Bedensel nedenlere bağlı kadın uyarılma bozukluklarında nedene yönelik tedavi uygulanır. Örneğin menopoz dönemindeki hormon tedavileri sorunun çözümünde çok önemli bir yer tutar. Ya da herhangi bir ilaç kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan uyarılma bozukluğunda ilacın değiştirilmesi ya da dozunun azaltılması sorunu kolayca çözebilir. Ancak cinsel istek bozukluğu tedavisinde cinsel terapiye yanıt oranı diğer cinsel sorunlara göre daha düşüktür.

CİNSEL TERAPİDE DÜZELEN CİNSEL SORUNLAR NÜKS EDER Mİ?
Cinsel sorunlar nedeniyle başvuran hastaya cinsel terapi eğitimi almış deneyimli psikiyatrist ve psikologlar tarafından cinsel terapi uygulanmalı ve sorun tam olarak düzeldikten sonra tedavi sona erdirilmelidir. Örneğin erken boşalma sorunu olan bir hastanın cinsel terapisi sona erdiğinde sorunun tekrarlama olasılığı bulunmamaktadır. Ancak tamamlanmamış ya da yarım bırakılmış cinsel terapilerde cinsel sorunlar nüks edebilir. Tekrar terapiye alındığında ise hastada depresyon, motivasyon eksikliği nedeniyle tedavi süresi uzayabilir. Öte yandan örneğin; daha önce sertleşme bozukluğu nedeniyle tedavi edilmiş olan bir hastada ileri yaşlarda şeker hastalığı veya kalp damar hastalığı gibi bedensel hastalıklar nedeniyle tekrar sertleşme bozukluğu gelişebilir.

Haziran 24, 2021
Haziran 24, 2021

Dikkatin tanımı günümüze dek üzerinde tam olarak uzlaşı sağlanılamamış beynin en karmaşık fonksiyonlarından biridir. Bu fonksiyon bilgiyi işleyen ve bir konu üzerinde odaklanmayı sağlayan bir fonksiyondur. Sinir sisteminden gelen bilgilerin beynin ön bölgesinde (Froontal lob) işlenmesi bir araya gelmesi gerekmektedir. Bu işlem çevreyle kurulan etkileşime bilişsel aktivitelere bağlı olarak farklı seviyelerde gerçekleşir. Yapılacak olan etkinlikler kullanılacak dikkatin alt unsurunu ve etkinlikleri belirler.
Dikkat: “Duygularla düşünceyi bir şey üzerinde toplama, uyanıklık halini ifade eder.(TDK) Dikkat Becerisi: “İlgili uyarıcıları seçebilme ve uyarıcılara yoğunlaşabilme yeterliliğidir” Çevresel etmenler ve ruhsal durumlardaki değişiklik dikkat becerisini doğrudan etkiler.

Dikkatli olmayı öğretmek;farklılıkları ayırt etme, gruplama, problem çözme, alternatif
düşünme ve konsantrasyon yeteneklerinin geliştirilmesinde belirleyicidir.

Dikkat evde ya da okulda ders çalışmanın en önemli parçalarından bir tanesidir. Dikkatli olmadan öğrenme ve gelişme mümkün olamaz. Dikkat becerisini doğru ve bilişsel antrenmanlarla geliştirmek mümkündür.

DİKKAT TÜRLERİ
Dikkat becerisi karmaşık bir süreçtir, gündelik hayatımızın vazgeçilmez bir parçasını oluşturur, yapılan tüm etkinlikler rutin davranışlarımız dikkat becerisini barındırır. Yapılan uzun süreli araştırma çalışmalar sonucunda dikkatin tek bir süreçten oluşmadığını, bir grup alt süreçten meydana geldiğini ortaya koymuştur.
Dikkatin alt süreçlerinin en çok kabul gören modeli Sohlberg ve Mateer’in (1987,1989 2001) deneysel nöropsikolojinin klinik vakalarına dayalı hiyerarşik modelidir. Bu modele göre dikkat şu bölümlere ayrılabilir;

Çevremizin ve uyarıcıların farkında olmak dikkatin hangi türünün kullanılacağın belirlenmesinde oldukça önemlidir. Check Up (Yapılandırılmış Dikkat Programı) program içeriği dikkatin tüm alt unsurlarını içeren sistematik bir şekilde planlanmış etkinliklerden oluşmaktadır.

DİKKAT EKSİKLİĞİ NEDİR?
Dikkat Eksikliği: Bireyin sosyal ve öğretim hayatında güçlük, okul çalışmalarında odaklanma, yönergeleri yerine getirme, görevleri tamamlama ve sosyal etkileşim gibi bir dizi davranış problemine neden olan nörolojik bir bozukluktur.

DİKKAT DAĞINIKLIĞI NEDİR?
Dikkat Dağınıklığı: Zihinsel ya da eylemsel olarak bir işle meşgul olurken dikkati toparlayamama yapılan eyleme konsantre olamama durumunu ifade eder.

Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı (TheDiagnosticand Statistical Manual Of MentalDisorder (DSM) ‘ na göre sendromun adı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğudur Dikkat Eksikliği/Bozukluğu (DEP) Sendromdan farklı bir bozukluk değil süreçte Hiperaktivitenin olmadığı bir alt tip olarak tanımlanır.

Haziran 24, 2021
Haziran 24, 2021

Genellikle gündelik hayatın akışına kapılıp çoğu zaman problemlerimizi çözmeyi erteleriz. Bu yüzden bu problemlerimiz birikebilir ve yaşam kalitemizi düşürür, hayattan zevk almamızı engeller. Kişi bu olumsuz davranışların ve psikolojik problemlerden kurtulmak için bireysel psikoterapiye başvurmalıdır.

Uzman bir psikoterapist eşliğinde, danışanın var olan problemlerinin bireysel olarak ele alınarak çözüldüğü bir psikoterapi çeşididir. Her psikoterapist farklı ekollerden yararlanabilir. Bu nedenle tedavinin ne kadar zamanda, nasıl geçeceği ile ilgili belirleyici özellikler bu ekollere bağlı olarak değişmektedir.

Bireysel psikoterapide amacı danışan ve terapist birlikte belirler. Terapinin bazı amaçları vardır. Bu amaçlar duygusal zorlukların üstesinden gelmek, tutumunu davranışını değiştirmek, önemli kararlar almak, kendine güvenin artması, psikolojik bozuklukları yok etmek, kendini daha iyi tanımasını ve anlamlandırmasını sağlamaktır. Kişi kendi iç dünyasına yolculuk yapar ve kendisinde olan psikolojik sorunların giderilmesine olanak sağlar.

Haziran 24, 2021
Haziran 24, 2021

Disleksi; normal ve ya normalüstü zekaya rağmen, akıcı okuma ve okuduğunu anlama sorunlarıyla kendini gösteren nörolojik temelli bir öğrenme farklılığıdır.

Özgül öğrenme güçlüğü kategorisinin alt alanlarından olan disleksi, özgül öğrenme güçlüğü grubunun %85’ini oluşturmaktadır.

Dislektik bireylerin en belirgin özellikleri;

  • Yaşıtlarına oranla geç okuma, okumaya karşı isteksizlik.
  • Okuma hızında yavaşlık ve akıcılık eksikliği.
  • Harfleri, temsil ettikleri seslerle ilişkilendirme güçlüğü.
  • Okurken harfleri karıştırma.
  • Okurken harf, hece atlama veya ekleme.
  • Kelimenin sonlarını uydurarak, yuvarlayarak okuma.
  • Okuduğunu anlama ve anlatmada güçlük yaşama.
  • Başkasının okuduğundan daha iyi anlama.
  • Kelimeleri hecelemekte ya da seslerine ayırmakta zorlanma.
  • Hızlı yönergeleri veya birden fazla sıralı yönergeyi anlama güçlüğü.
  • Yüksek sesle ve grup içinde okumaktan kaçınmadır.

Disleksinin temelinde; sesi fark etmeçözümlemeotomatik patern sorunları ve işitsel kısa süreli bellek sorunları yer almaktadır. Disleksi Müdahale Programı bu farklılık alanlarında, uygulamaya yönelik çalışmalar yapılmasını sağlamaktadır.

Mayıs 24, 2021
Mayıs 24, 2021

Bilişsel davranışçı terapi bir psikoterapi türüdür. İnsan davranışı ve duygulanımını inceleyen psikolojik modellerden yararlanılarak geliştirilmiştir. Bilimsel bir zemin üzerine kurulu olup birçok psikiyatrik bozukluk ve geniş bir sorun alanında etkili olduğu kanıtlanmış bir tedavi yaklaşımıdır. 

Davranış tedavileri, genel bir tanımla öğrenme ilkelerinin davranış bozukluklarının analiz ve tedavilerine sistematik bir biçimde uygulanışı olarak tanımlanabilir. Davranış tedavileri doğrudan uyumsuz davranışlar üzerine odaklanır. Davranışçı tedavide bireye tedavinin mantığı aktarılıp, kaygı verici durumlarla karşılaştığında kaçmak yerine, kaygıyla başa çıkmak konusunda ne tür yöntemler uygulayabileceği aktarılır. 

Bilişsel teoriye göreyse çocukluk çağındaki deneyimler öğrenme yoluyla bazı temel düşünce, sayıltı ve inanç sistemlerinin oluşmasına neden olur. Bu temel düşünce ve inançlar „şema“ olarak adlandırılır. Bu şemalar katı düşünce kalıpları olup, yaşamın daha ileri dönemlerinde bireylerin kendileri ve yaşadıkları dünyaya ilişkin algılarını biçimlendirmekte kullanılır. Psikiyatrik bozukluklar, bireyin bilinçli olarak farkında olmadığı bu olumsuz kalıpların içeriğindeki temel düşünceleri destekleyen bir yaşam olayının ardından gelişir. 

Tedavide danışan kişi ile terapist çeşitli sorunları belirlemek ve anlamak için, iyileşmeyi hedef alan bir işbirliği içinde düşünce, duygu ve davranışlar arasındaki ilişkiler konusunda çalışırlar. Bu yaklaşım genellikle “şimdi ve burada” üzerine, yani o anda güncel olarak kişide sıkıntı yaratan sorunlar üzerine odaklanır. Çeşitli hastalıkların yaşamı kısıtlayan etkileri hastayla birlikte saptanır. Bireyin hastalığı nedeniyle yapamadığı çeşitli aktiviteler tedavideki hedefler olarak belirlenir ve tedavi sonunda hastalığın yaşam alanlarında oluşturduğu kısıtlanmalar ortadan kaldırılarak yaşam kalitesinin iyileştirilmesi amaçlanır. Bu tedavi yaklaşımında tedavi süresi oldukça kısadır. 

Kişinin öz kaynaklarını kullanarak sıkıntı yaratan durumlarla başa çıkabilmesine yardımcı olacak becerileri kazandırmak asıl hedeftir. Terapist ve danışanın birlikte çalışarak saptadığı hedeflere ulaşmak ve “değişim” yaratabilmek için seanslar sırasında öğrenilenler seanslar arasında uygulamaya geçirilir. Seans içinde terapistten öğrenilen bilginin beceriye dönüştürülebilmesi için uygulamada “ev ödevleri” ya da egzersizlerden faydalanılır. 
Özetle bilişsel davranışçı terapi sıkıntı yaratan belirtileri hedef alan, sıkıntıyı azaltmayı, düşünce biçimlerini yeniden gözden geçirmeyi ve sorun çözmede yardımcı olacak yeni stratejiler öğretmeyi amaçlayan etkililiğini araştırmalarla gösterilmiş bir psikoterapi türüdür.

Bilişsel davranışçı terapilerde terapist ve danışan birlikte danışanın sorunu hakkında ortak bir fikir edinerek sorunu birlikte anlamaya, mevcut sorunun danışanın düşünce, duygu ve davranışlarını ve gün içindeki işlevlerini nasıl etkilediğini belirlemeye çalışırlar.

Danışanın kişisel sorunlarının anlaşılmasını izleyerek terapist ve danışan bir sonraki aşamada tedavi hedefleri belirleyip bir tedavi planı oluştururlar. Terapinin amacı danışanın sorunlarını çözmekte halen kullandığı baş etme yöntemlerinden daha yararlı olabilecek yeni çözümler üretebilmesini sağlamaktır. Bunu izleyerek, danışanın terapi seansları içinde öğrendiklerini terapi seansları arasındaki süreç içinde de uygulaması istenir.

Pratik bir takım zorunlu durumlar bir yana bırakıldığında (belli bir süreyle terapiye gelebilme imkanı gibi) terapinin ne kadar süreceği terapistle danışan tarafından birlikte belirlenir. Genellikle 2-3 seanstan sonra ilk seanslarda ortaya konulan amaçlara ne kadar sürede ulaşılabileceği konusunda terapistin bir fikri oluşabilir. Bazı danışanlar için 6-10 görüşme gibi çok kısa bir süre yeterli olabilir. Daha uzun süreli çözüm gerektiren kişilik bozuklukları gibi durumlarda danışanlar aylarca hatta bir yılı geçen bir süre boyunca terapiye devam etmek durumunda kalabilirler. Danışanla başlangıçta, çok ağır bir kriz durumu söz konusu değilse haftada bir kez görüşülür. Kişi kendini daha iyi hissetmeye başlar başlamaz seansların aralığı açılmaya başlar önce 15 günde bir daha sonra üç haftada bire doğru görüşmeler kademeli olarak seyrekleştirilir. Bu henüz terapide iken öğrenilen becerilerin gündelik hayat içinde uygulanarak denenmesi şansını verir. Terapi sona erdikten 3, 6 ve 12 ay sonra birer güçlendirme seansı yapılır.

Bilişsel davranışçı terapi ile birlikte ilaç tedavisinin birlikte yürümesi mümkündür. İlaç kullanılması gerektiğini düşündüğü durumda terapistiniz bu durumu size söyleyerek durumun avantajlarını ve dezavantajlarını sizinle tartışacaktır. Birçok durum hiç ilaç kullanmadan tedavi edilebileceği gibi sadece ilaç kullanımıyla geçen sorunlar söz konusu olabilir. Her iki tedavi türünün de etkili olduğu durumlarda tercih danışmaya gelen kişiye bağlıdır. Bazı durumlar genellikle iki tedavinin birlikte kullanımına daha iyi cevap verir.

Bilişsel davranışçı terapinin çocuk ve ergenlerde kullanımı da oldukça iyi sonuçlar vermiştir. Genellikle depresyon, anksiyete bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, enürezis noktürna, travma ve travma sonrası stres bozukluğuyla ilişkili semptomların tedavisinde kullanılır. 

Bu terapi türünün etkililiğini gösteren bilimsel veriler mevcuttur. Bu veriler bilişsel davranışçı terapinin aşağıda sayılan sık görülen psikiyatrik bozuklukların tedavisinde etkili olduğunu göstermiş ve bilişsel davranışçı terapi bu bozuklukların tedavisini konu alan pek çok kılavuzda etkili bir tedavi yöntemi olarak yer almıştır:

  • Anksiyete bozuklukları
  • Obsesif kompulsif bozukluk
  • Panik bozukluk
  • Hipokondriyazis
  • Travma sonrası stres bozukluğu
  • Yaygın anksiyete bozukluğu
  • Depresyon
  • Cinsel işlev bozuklukları
  • Çift tedavileri ve aile terapileri
  • Alkol ve madde kötüye kullanımı
  • Yeme bozuklukları
  • Somatoform bozukluklar
  • Sosyal fobi
  • Özgül fobiler
  • Tik gibi çeşitli davranış problemleri
  • Yeme bozuklukları
  • Ayrıca KDT’nin aşağıda yer alan diğer durumlarda da tedaviye katkı sağladığı gösterilmiştir:
  • Şizofreni
  • İki uçlu bozukluk (Bipolar bozukluk)
  • Öfke kontrolü
  • Kişilik bozuklukları
  • Ağrı kontrolü
  • Çeşitli sağlık sorunlarına uyum sağlama
  • Uyku bozuklukları
Mayıs 17, 2021
Mayıs 17, 2021

Son günlerde sosyal medyada sık sık aldatma ve aldatma paylaşımlarına rastlıyoruz. Aldatma kavramının çok geniş bir anlamı vardır. Yalan söyleme, bilme ya da konuşmama, sözlerini yerine getirmeme, duygusal ilişki içinde oldukları kişi haricinde başkalarıyla duygusal ilişki içinde olma, birden fazla kişiyle flört etme, kendisinden başka biriyle cinsel yakınlık yaşama gibi durumlar birlikte aldatma tanımına dahil edilirler. Ancak genel olarak, zihnimizi meşgul eden sadakatsizlik durumu duygusal ve fiziksel aldatmacadır. Öyleyse neden bir kişi sevdiği birini başka biriyle aldatır? Bu konuda pek çok çalışma var. Bu çalışmaların nörobiyolojik çalışmaları, son yıllarda her iki cinsiyette de vazopressin ve oksitosin hormonlarını içermektedir.

Bu hormonlara da bağlılık ve sadakat hormonları gibi isimler verilir. Çalışmalar, bu hormonların normal ve üzeri seviyelerine sahip kişilerin tek eşli olarak yaşadığını ve düşük seviyeli kişilerin hile yapma eğiliminin arttığını göstermiştir. Özellikle erkeklerde yapılan beyin görüntüleme çalışmalarında, tek eşli ve çok eşli erkeklerde cinsel uyaranlara karşı beyinde (özellikle oksipital bölgede) aynı derecede uyarılma meydana gelirken, romantik uyaranlara verilen tepkilerde farklılık gözlenmiştir. Tek eşli erkeklerin beyinlerinin romantik uyaranlara daha fazla tepki verdiği gösterilmiştir. Hormon testleri ile ilişkinizin geleceği hakkında fikir edinebilirsiniz. Ama bu tamamen doğru bir tahmin olacak mı? Tabii ki değil. Aksi takdirde bu analizler bir ilişki haritası olabilir. İlişkilerde aldatmanın doğasını sadece hormonlar ve beyin yasaklamaz.

İlişkinin öncesi, başlangıcı ve seyri bu sürecin parçalarıdır. Kişinin çocukluğundan beri yaşadığı deneyimler, yaşamları ve gelecekteki tüm ilişkiler hakkındaki bilgileri psikolojik olarak etkileyecektir. Geçmişte ailesinde aldatmaya tanık olan bir kişinin büyüdüğünde kendi ilişkilerinde iyi ilerlemesi kolay olmayacaktır.

Daha önce aldatılma travması yaşamış olan kişilerde bir sonraki ilişkilerinde şüpheci bir tavır olması muhtemeldir. Aldatma insan doğası mı? Yoksa bizi bu doğaya iten, aldatılma korkusu mu? Varoluşumuz bizi yalnız olmamak ve ilişkiler içinde yaşamak için bağlanabilmenin doğasına yönlendirir. Öyleyse neden bazen davranmak isteyen bir organizma başka türlü davranarak bir aldatma eylemine girişir? Terk edilme bağlanma korkusunu getirir; bağlanma korkusu kaybetme korkusunu doğurur; Kaybetme korkusuyla yüzleşmek istemeyenler bağlanmayı reddederler ve sonuç olarak bağlanma gerçekleşmeden önce bu ilişkinin sonucunu psikolojik olarak koparmaya çalışırlar. Böylece aldatma eylemi sona erer.

Bu açıdan baktığımızda, aldatma eylemi o an için başka bir eylem değildir. Aldatma, insan doğasına özgü değildir. Aldatmanın zaten kuralları vardır ve bir doğası vardır. Bu doğada geçmişinde yaşadığı bağlantılar vardır. Aldatma fikri tam da gerçekleşeceği zaman ortaya çıkar. Eylemi çok daha sonra gerçekleşebilir. Dediğim gibi aldatma o ana özgü bir durumdur, aslında manevi olarak uzun zaman önce olmuştur.

Mayıs 17, 2021

Birincisi, kendimiz hakkında düşünmek, istemediğimiz şeylere hayır demek, sevmediğimiz durumları ifade ettiğimizde bencillik gibi görürüz. Kimseyi üzmemeyi, kendi dileklerimizi ertelemeyi ve diğerini kendimizden üstün tutmayı görevimiz olarak görmezsek, kendimizi bencillik ve nankörlükle suçlarız. Ancak, bu bencillik kavramının onlarla çok ilgisi yoktur.

Bencilliği “bencillik” ten ayıran çizgi, birinin diğerinin çukurunu kazması, kendi çıkarları uğruna diğerinin haklarını gasp etmesi ve kendisi dışında herkesi görmezden gelmesidir. Aynı şekilde, bunları bir başkası için kendine yapmıyor. Bencil insanlar buna daha bağımlı ve bu durumu bağımlılık düzeyinde yaşıyor. Kişi madde, nesne ya da başkası değildir;

güçlü bir şekilde kendi kendine bağımlıdır. Bencilliği kendine bağımlılıktan ayıran bir sınır vardır. Kişinin kendi haklarını savunması, kendini, değerlerini, inançlarını ve duygularını kendi penceresinden ifade etmesi, kendini tezahür ettirebilmekle ilgili değildir. Bağımlıyım;

“Ben” anlamında bencillik tam tersine aşırı dozdur. Her yerde, her zaman ve her koşulda önümde olmanın tutkusu. Bağımlıyım, katı bir bencillikle bir hayat yaşamanın, içime hapsolmanın ve ego kalıplarından çıkamamanın gerginliğidir. Aynı zamanda öz-değeri aşırı korumak için verilen zararın tutarsız hikayesidir. Bencil insanlar genellikle bilişsel çarpıtma dediğimiz seçenekleri kendilerine mantıklı açıklamalar yapmak veya daha doğrusu kendilerini ve başkalarını kandırmak için kullanırlar.

Her zaman mükemmel ve doğru olmalılar. İnsan ilişkilerinde daima kendini açığa çıkarırlar. Haklıyım, ne söylersem söyleyeyim, sık sık benim istediğim gibi kalıplar duyacaksınız. Bu ihtiyaçlar karşılanmazsa büyük sorunlar ortaya çıkabilir. Kendileri için neredeyse diğerini görmezden gelen bir eşiğe gelirler.

Narsisizm ile benzer kişilik özelliklerine sahiptirler. Bununla birlikte, narsisistik kişilik bozukluğu kadar şiddetli değildir ve farklı yönleri de vardır.

Özellikle çiftlerde, ilişkilerde en çok kendini gösteren bencil tutumlar. Tartışmaların çoğu “ben” savaşlarından kaynaklanıyor. Her zaman büyük bir ilk sorun vardır. İnsanlar, ana meselelerinin ötesine geçerek olayları bir öz-değer savaşına dönüştürebilirler.

Empati, kaybolan en önemli beceridir. Savaş devam ederken, kendinizi diğer kişinin yerine koymaya çalışmak, duygularını ve düşüncelerini anlamaya çalışmak tamamen ortadan kalkar. Bencillik bu nedenle uzun vadede sağlıklı iletişim kurmada ve sosyal ilişkileri sürdürmede zorluklara neden olabilir.

Aileler, özellikle çocukluk döneminde bencil tavırlar sergilememeye dikkat etmelidir. Çocuklara verilen yanlış tavsiye ve talimatlardan daha fazla haberdar olmaları gerekir. Ben her zaman kendini savunan herkesten üstün olmalı ve herkesten üstün olmalıyım, sürekli kendini düşünerek büyüyen çocuklar bu durumun genç örnekleridir.

Başkalarının inançlarına, düşüncelerine ve davranışlarına tamamen teslim olmadan;

Değerini katı bir şekilde ortaya koymadan benliği korumak arasındaki sınırda kalmak sağlıklıdır. Benci olabileceğiniz tam olarak budur. Başkalarına kendimizi görmezden gelmeden değer verebiliriz ve ilk önce kendimizi sevdiğimizde başkalarıyla sevgiyi paylaşabiliriz.

Kendi düşüncelerimizi yok etmeden başkasının düşüncelerini dinleyebiliriz ama kendimizden sakladığımız saygıyı bulamayız. Bencil insanların koyamayacağımız sınırlar koymasına izin veriyoruz. Bu yüzden önce beni söylediğimizde, bencilce söyleme konusunda dikkatli olmalıyız. Benci olmak, hayır demeyi öğrenmek ve ilişkilerimizde sağlıklı sınırlar oluşturmaktan geçer. Ancak bunları başka birine zarar vermeden başarabilirsek; İstediğimizi ve ihtiyacımız olanı tereddüt etmeden ifade edebiliyorsak benciliği çok doğru kullanıyoruz demektir.

Blog