Ağustos 11, 2021

Çocugun Gelişiminde Ebeveyn Tutumu Ve Çocuk Üzerindeki Etkileri

Bireyin yaşamını şekillendirmede,topluma yararlı,bilinçli,kendi fikirlerini üretebilen problemlere çözüm odaklı yaklaşabilen bireyler yetiştirmenin en temel basamağı ailedir.

Tutum,yaşantı ve deneyimler sonucu oluşan durumlara karşı bireyin davranışları üzerinde yönlendirici etkiye sahip ruhsal ve sinirsel yönden hazır olma durumudur.

Anne-baba tutumları çocuğun sosyal , ahlak ve kişilik gelişimi üzerinde oldukça büyük etkiye sahiptir.

Ebeveyn Tutumları:

Otoriter Tutum

  • Ailede katı  ,sert ve baskıcı bir disiplin anlayışı hakimdir.
  • Ailenin belirlediği kurallar çok keskindir ve koşulsuz kabul edilmek zorundadır.
  • Kontrol tamamen anne babadadır.
  • Bireyin üzerinde hakim olan duygu ‘korku’ dur.
  • Çocuk korkuyla büyür.
  • Hatalar kabul edilemez.
  • En küçük yanlışlar cezalandırılır ve bu cezalar genellikle çocuğun gelişimine uygun cezalar değildir.

Otoriter Ailede Yetişen Çocuklar;

İçine kapanık, sessiz ve çekingendirler.

Ailede sürekli eleştirildikleri için aşağılık duygusu geliştirebilirler.

Çocuğun kendine güveni yok denecek kadar azdır.

Kendi kararlarını vermekte güçlük çekerler, dışa bağımlıdırlar.

Mükemmeliyetçi Tutum

  • Mükemmeliyetçi tutum benimseyen ebeveynler çocukların akademik ,sanatsal, sosyal kısaca her alanda kusursuz olmasını beklerler.
  • Anne-babanın kalıplarının içinde boğulur adeta çocuk.
  • Ebeveyn kendi eksikliklerini çocuklarının tamamlamasını bekler.
  • Çocuktan beklenti çocuğun gelişiminin, yaşının ,yetenek ve kapasitesinin çok üzerindedir.
  • Çocuğun kendi seçimleri ve kararları yok denecek kadar azdır.

Mükemmeliyetçi Ailede Yetişen Çocuklar;

Özgüvenleri yoktur.

Sürekli bir iç çatışma içindedirler.

Aşırı titiz ya da tam tersi aşırı dağınıktırlar.

İlgisiz ve Kayıtsız Tutum

  • Çocuğun davranışlarına ilgisiz ve umursamaz davranışlar sergileyen ebeveynlerdir.
  • Çocuğun varlığı ,yokluğu belli değildir.
  • Çocuk anne-babayı rahatsız etmediği müddetçe sorun yoktur diye düşünülür.
  • Çocuk kendi yalnızlığına itilmiştir.
  • Aile içinde iletişim problemi vardır.

İlgisiz ve kayıtsız Ailede Yetişen Çocuklar;

Gecikmiş konuşma görülebilir, sosyal gelişimleri düşüktür.

Saldırgan ve etrafa zarar verici davranışlar sergileyebilirler.

Tutarsız Tutum

Anne ve babanın çocuklarına karşı tutarsız davranmaları çocuğu olumsuz etkiler.

Annenin’ evet’ dediğine baba ‘hayır’ der.Babanın ‘evet’ dediğine  anne ‘hayır’ der.

Ebeveynlerin çocuklara karşı fikirlerde ortak olması sağlıklı bir aile ortamı sağlar.

Demokratik Tutum

  • Aileyi ilgilendiren kararlar hep birlikte alınır.
  • En ideal ebeveyn tutumudur.
  • Kurallar tüm aile bireyleri içindir.Esnetilebilir.
  • Anne-baba çocuğa iyi bir rehber olurlar.Kendi fikirlerini söylerler ama çocuğun alacağı karar çocuğa bırakılır.Seçimler ve sorumluluklar çocuğa aittir.
  • Problemlere ortak çözümler bulunur.Aile bireylerinin eşit söz hakkı vardır.

Demokratik Ailede Yetişen Çocuklar;

Özgüveni yüksek, çevresine saygılı, problemlere çözüm odaklı yaklaşabilen, yaratıcı farklı fikirlere açık, sorumluluk duygusu gelişmiş bireylerdir.

Arkadaş canlısı ,sosyal ve mutlu birey olarak yetişir.

Aşırı Hoşgörülü Tutum

  • Çocuğun merkezde olduğu bu tutumda çocuğun yaptığı her şey hoş karşılanır ve aşırı özgür bırakılır.
  • Çocuğa neyin doğru neyin yanlış olduğu hiçbir zaman anlatılmaz.
  • Etkili bir denetimden uzaktırlar.
  • Büyük bir problem yaşanmadan çocuğa karışılmaz.

Aşırı Hoşgörülü Ailede Yetişen Çocuklar;

Anne-babayı kendi denetimlerine alırlar.

Okulda, sosyal çevrede kuralsızlığa alışan bu çocuklar uyum sorunu yaşarlar.

Sabırsız,şımarık, antisosyal, kırılgan, her dediğinin anında olmasını isteyen bireylerdir.

Ailelere Öneriler

  • Çocuğunuzla her gün sohbet edebilecek zaman dilimi oluşturun.
  • Aktif bir dinleyici olun.
  • Kendi kararlarını kendi vermesi için uygun ortam yaratın.
  • Yapılan yanlış davranışlarda yanlışın çocuğun kişiliğinde değil davranışında olduğunu güzelce belirtin.
  • Çocuğunuzun fikirlerine saygı gösterin, eleştirmeyin, yargılamayın, kıyaslamayın, sevgiyle onaylayın.

Bunları uyguladığımızda çocuğun kendini değerli birey olarak hissetmesi sağlamış oluruz.Çocuk kendine değer vermeyi öğrendiğinde topluma sağlıklı, kendi fikirlerini üretebilen ,yaratıcı, sevgiyle büyüyen bir birey yetiştirmiş oluruz.

Yazar

Zozan BUCAK

Psikolojik Danışman

Ağustos 11, 2021

Yağ Kaybı Oluşturmanın Püf Noktaları

Merhabalar , bugün sizlerle yağ kaybı oluşturmanın püf noktalarını konuşacağız.Çoğu zaman yapılan bilinçsiz diyetler sonucunda vücudunuzda maalesef su ve kas kaybı oluyor.Tartıda azalma söz konusu olsa bile kayıp yağdan olmadığı takdirde vücudunuzda sarkmalar oluşabilir ve hedeflediğiniz görünüme ulaşmanız daha da zorlaşabilir.Bu sebeple yağ kaybının olması bizler için önemli.Peki yağ yakmak için ne yapılmalı? Püf noktalarını konuşalım ☺

1) Su İçin

Suyun sıfır kalori olduğunu unutmayın!

Düzenli su içimi; sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı önler, kan basıncını dengeler, besinleri ve oksijeni hücrelere taşır, eklemleri ve organları korur, vücut ısısını sabit tutar ve elektrolit dengesini sağlar.

2) Toplam Yağ Miktarını Ve Doymuş Yağ İçeren Besinleri Azaltın

Doymuş yağ içeren katı ve hayvansal yağlar, işlenmiş etler, etlerin yağlı kısımlarını sağlıklı ve kalıcı zayıflamada yememek gerekiyor.Günlük yağ gereksiniminizi karşılamak için zeytinyağı tercih etmeniz en doğru seçenek!

3) Yeteri Kadar Karbonhidrat Tüketin

Hızlı bir şekilde yağ yakmak için yeterli miktarda karbonhidrat da tüketmeniz gerek. Ama elbette karbonhidrat deyince ilk anda aklınıza gelenleri değil.Beslenmenize basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlar eklemelisiniz. Çünkü basit karbonhidratlar çok kolay sindirilir, hızla kana karışır, kan şekerini hızla yükseltirler ve aynı zamanda da hızla düşmesine neden olabilirler. Kompleks karbonhidratlar ise vitamin, lif ve besleyici değeri yüksek olan yiyeceklerde bulunurlar, rafine edilmemiştir yani lifleri ayrılmamıştır.Sindirimleri daha uzun sürdüğü için kan şekerini çok hızlı yükseltmezler.

4) Lifli Besinler Tüketin

Sağlıklı bağırsaklar ve yağ yakımı için lif tüketimi şart! Çocuklar ve yetişkinler günde en az 20- 30 gram life ihtiyaç duyarlar. Bütün meyve ve sebzeler, tam tahıllar iyi birer lif kaynağıdırlar.

5) Öğünlerinizi Atlamayın

Güne sağlıklı bir kahvaltı ile başlayanlar gün boyu dengeli bir tokluk düzeni yaşayacaklar.Günde 3 ara 3 ana öğün yapmanız kan şekeri dengenizi korumaya ve metabolizma hızınızı artırmaya yardımcı olacaktır.Böylece yağ yakmaya başlayacaksınız!

6) Uyku Düzeninize Dikkat Edin

Bir yetişkin olarak günde en az 7 saat uyumaya dikkat etmelisiniz. Bu uyuma evresinde, vücudumuz çalışmaya devam ederek sağlığımızı korumak adına yapacak görevleri yerine getirecektir.

7)Sık Ve Düzenli Yürüyüşler Yapın

Yürüyüş yapmak, günlük yaşama en uygun aynı zamanda en kolay egzersiz türlerinden biridir.Haftanın 5 günü en az 45 dk ila 1 saat arasında yürümeyi hedefleyin. Aralıksız en az 45 dk yürüyemiyorsanız, bunu hızlı bir tempoda 2 ila 4 seferlik 15 dakikalık yürüyüşlere çevirin.

SAĞLIKLA KALIN…

Yazar

Melis GÜZLE

Diyetisyen

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Motivasyonun Yolculuğu

Aile olmak başlı başına zor bir iştir. İşin içinde çocuğunuzun üstündeki başarılı olma ve gelecek kaygısı sonucu oluşan baskılar işleri daha da zorlaştırır. Maalesef aile bu yolda kendisi ve çocuğu için zararlı olabilecek durumlar ortaya çıkarabilir.

Her aile çocuğu için iyi olanı hedefler. En güzel motivasyon tanımımız yaptığınız işi isteyerek yapmaktır. Sporcuların maksimum performansına ulaşamamasının sebebi sporcunun motivasyon düzeyidir. İçsel motivasyon kaynaklarımıza örnek olarak; başarma arzusu, kendini kanıtlama sayılabilir. Dışsal motivasyon kaynaklarımıza örnek ise; para kazanma ile ödüllendirilme gibi sporcunun dışından gelen faktörlerdir. Dışsal sporcunun kontrolünde olmamasına rağmen içsel motivasyon kaynağını kontrol altına almak sporcunun elindedir. Önemli olan sporcunun motivasyon kaynağını ortaya çıkararak harekete geçirmektir. Zaman zaman antrenörlerin de takımla veya sporcularıyla ilgili kendi motivasyonları düşebilmektedir. Bu noktalarda da biz spor psikologları görev almakta ve antrenörlere de destek olmaktayız. Asıl konu ise hedef ve doğru durum analizi yapmaktır. İyi bir değerlendirme sonrası ortaya çıkan güçlü ve zayıf yönler doğrultusunda başarı yakalamak kaçınılmazdır.

 Spor psikologları olarak ; Küçük yaşta çocukları spora başlayan ailelere destek olmak birinci hedefimizdir. Ailelere nasıl iletişim kurmaları gerektiği ve çocuklarının duygusal ihtiyaçlarının neler olduğu hakkında aileleri bilgilendiririz. Yapılan hatalardan biri; çocuklarını arkadaşlarıyla karşılaştırmaktır. Karşılaştırma sonucunda çocuğunuzun performans kaygısı yüksek seviyelere çıkabilir ve sonrasında sporu bırakmaya yönelik sonuçlar doğurabilir. Uzman desteği almak ise çocuğunuzu yaptığı sporda başarılı ve mutlu olmasını sağlar. Taktik ya da fiziksel performans nasıl uzman kişiler tarafından planlanıp, uygulanılan çalışmalarla en üst seviyeye çıkartılabilirse, sporcuların psikolojik durumları da ancak uzman kişiler tarafından planlanıp, uygulanılacak çalışmalarla en üst seviyeye çıkarabilir. Zihinsel antrenmanlar da, fiziksel antrenmanlar gibi uzman kişilerden yardım alınarak devamlı ve düzenli bir şekilde yapılmalıdır. Bu sayede her sporcu kendi içsel kaynaklarını bulup harekete geçirebilir. Takım ya da bireysel, artık tüm şampiyonluk bu yoldan geçiyor.

Yazar

 

Gözde ACARAY

Uzman Psikolog

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Sevmek Başka Kabul Etmek Başka

Anne-babalara “ Çocuğunuzu seviyor musunuz ? “ diye sorulursa büyük ihtimalle soruyu yadırgar ,böyle bir soruyu yöneltene de kızarlar. Çoğu ebeveynin sevmek ne kelime onun için ölürüz , çocuk gibisi var mı ,her şey bir yana çocuğumuz bir yana ,hayatımızın anlamı o gibi sözleri duyar gibiyim. Çocuğu sevmek elbette ki doğaldır. Şüphesiz ki anne-babalar çocuklarını çok seviyorlar. Ancak bir durup düşünecek olursak çok sevdiğimiz çocuğumuzu gerçek anlamda olduğu gibi kabul ediyor muyuz ? Sevdiğimizi söylemek kabul etmek anlamına gelir mi ? Çünkü sevmek ve kabul etmek arasında fark vardır.

Birini sevmek onun varlığından hoşlanmak , bizde yarattığı hoş duygular ile onu görmek ,onunla vakit geçirmek, varlığının bize iyi gelmesidir. İsteklerimize olumlu cevaplar veren , bizimle ilgilenen , davranışlarıyla bizi dikkate aldığını gösteren kişilere sempati duyarız. Bu açıdan bakıldığında , biraz daha kazanımlarımızla ilgilidir.

Bir insanı kabul etmek ise sevmenin ötesinde bir şeydir. Sevmek kabul etmek için yeterli değildir. Kabul etmek daha zahmetlidir  ve emek ister. Kendi egomuzla yüzleşmek ve egomuzun pürüzlü yanlarından kurtulmak zorundayız. Kabul etmenin özünde saygı duymak yatar. Bu arada kabul etmeyi onaylamak ile karıştırmamak gerekir. Kişiyi olduğu gibi kabul etmek onun her şeyini onaylamak demek değildir. Kabul ediş , kişinin varoluşuna karışıp müdahale etmeden onun kendisi olma hakkına saygı duymaktır.

Kısaca özetlersek ; bir ebeveyn olarak çocuğumuzu sevdiğimizi sanmak , abartılı sevgi gösterilerinde bulunmak, gerçek anlamda kabul etmek için yeterli değildir. Gerçek ilişkiler ile  iletişim , sevgi ve saygının buluştuğu noktada kurulabilir. Bunun için çocuklarınıza sevginizin dışında ; varlığına ve varoluşuna saygı duymak , fikirlerine değer vermek , ona kendini ifade etme şansı sunmak ,doğal sınırları içerisinde sevmediği istemediği şeyleri keyfi olarak dayatmamak , onlara günlük yaşamda doğal sınırlar içerisinde seçim yapma hakkı vermek ve  kararına saygı göstermek gerekir.

Çocuklarınızı mükemmel olması için zorlamayın , kendi egolarınızı tatmin etmek için kısıtlamayın ,onlara hata yapma şansı  tanıyın . Hata yaptıkları için  suçlamak , aşağılamak  veya  eleştirmek yerine hatalarından ders çıkarıp doğruları öğrenmesi için teşvik edin. Bizler çocuklarımıza rastgele , abartılı ve anlamsız tepkiler vermezsek çocuklarımız da kontrolsüz davranışlar sergilemezler . Çünkü her çocuk anne-babasının aynasıdır. Yetişkin olduklarında  anne-babadan gördüklerini  gösterirler , hissettiklerini hissettirirler , öğrendiklerini öğretirler. Bu kısır döngü siz zincirleri kırmayana kadar sürer gider .. Kabul eden anlayan bir ebeveyn  çocuk  için büyük şanstır .                 Çocuğunuzun şansı olun lütfen ..

Yazar

 

Caner TANRIVERDİ

Psikolojik Danışman

Temmuz 8, 2021

Siber Zorbalık

Literatür anlamı olarak siber zorbalık, bilerek birine zarar vermek için bir kişi ya da grup tarafından İnternet, cep telefonu, bilgisayar ve diğer haberleşme araçları ile kişiyi utandırmak, üzmek, aşağılamak, taciz etmek ve incitmek için mesaj atmak, yorum yazmak ve fotoğraf paylaşımı gibi kişiye yönelik agresif ve bilinçli eylem davranış şeklidir. Siber zorbalık genel anlamda günlük hayattaki yüz yüze yapılan zorbalığa benzerdir. Fakat, gerçek hayatta karşı karşıya gelindiğinde, yapılmaya cesaret edilemeyecek hareketler, söylenmeye cesaret edilemeyecek sözler, siber alemde çok daha kolay sarf edilebilmektedir. Küçük yaştaki çocuklar ve gençler arasında yaygın olan siber zorbalık, yetişkinler tarafından meydana geldiğinde ciddi yasal yaptırımlar uygulanmaktadır. Siber zorbalığı fark etmek bazen oldukça kolaydır. İnternet bağlantısına sahip herhangi bir cihaz kullanan herkes siber zorbalık eylemi gerçekleştirebilir.

Zorbalar, çocukların ve gençlerin yakın çevresinden olabileceği gibi anonim de olabilirler. Örneğin, bir arkadaşınız, çevrenizdeki birisi size kırıcı, kaba ya da acımasız bir mesaj, sosyal medyada bir yorum gösterdiğinde bunun siber zorbalık olduğunu anlarsınız. Ancak, mağdurun çevrimiçi kimliğini ele geçirmek ya da mağdura zarar vermek ve onu utandırmak adına kişisel bilgilerini, fotoğraflarını ve videolarını yayınlamak gibi diğer eylemler fark etmesi daha güç olabilir. Bazı bireyler sahte hesabın, web sitesinin ya da çevrimiçi kişiliğin yalnızca kendilerine yönelik taciz ve zorbalık amacıyla oluşturulduğu şikayetinde bulunuyorlar. Bir çok çocuk zorbalığa uğradığını ebeveynlerine dahi bildirmekten çekindiği için kaç çocuğun bu duruma maruz kaldığını tespit etmek oldukça zor. Ancak, siber zorbalığın yaygınlığı ile ilgili son dönemde yapılan araştırmalar, yaklaşık olarak 4 ergenden 1’inin siber zorbalığa maruz kaldığını ve 6 ergenden 1’inin de başkasına siber zorbalık yaptığını kabul ettiğini gösteriyor. Bazı çalışmalarda, ankete katılan ergenlerin yarısından fazlası sosyal ya da dijital medya üzerinden tacize uğradıklarını belirttiler.

Siber zorbalığın en sık görüldüğü platformlar;

  • Facebook, Instagram, Twitter ve Snapchat gibi sosyal ağlar
  • Doğrudan cihazlar aracılığıyla gönderilen kısa mesajlar (SMS)
  • E-mail sağlayıcıları, uygulamalar veya sosyal ağların sunduğu anlık mesajlaşma servisleri
  • Sohbet odaları
  • Online oynanan oyunlarda sohbet pencereleri

Siber zorbalık büyük oranda Facebook, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında gerçekleşiyor. Son yıllarda akıllı telefonların ve sosyal medyanın yaygınlık kazanmasıyla, Whatsapp gibi anlık mesajlaşma uygulamalarının popüler hale gelmesiyle siber zorbalıkta artış görüldü. Sosyal medya üzerindeki zorbalık, genel hatlarıyla şu durumları içermektedir; bir kişinin fotoğraflarına olumsuz ve kırıcı şeyler yazmak, bir kişinin duvarına taciz edici şeyler yazmak, bir kişiyle dalga geçmek için onun fotoğraflarını ve videolarını kullanmak, bir kişinin sosyal medya hesabını çalıp buradaki bilgileri ifşa etmek.

Peki, siber zorbalık çeşitleri nelerdir?

Siber zorbalık eylemlerinin hepsi bir değildir. Yapısı itibariyle, karşılaştığınız veya karşılaşabileceğiniz eylemlerin tümü kendi içinde farklılıklara sahiptir. Sorunun ne olduğunu anlamak veya siber zorbalıktan korunmak için sorunun çeşitlerini bilmenizde büyük fayda var.

1.İfşa: Mağdurun sosyal medya hesaplarının ele geçirilerek komik gösterilmesi veya saygınlığını yitirmesine neden olacak eylemlerin gerçekleştirilmesi şeklinde açığa çıkar. İnternette paylaşılan bilgileri silmek ve tamamen yok etmek neredeyse imkansız olduğundan, bu yöntem mağdurun dijital saygınlığına kalıcı zararlar verebilir.

2. Bir başkası gibi davranmak: Üretimi daha fazla otomatikleştirmek için elektronik ve bilişim teknolojilerinin kullanımına dayanmaktadır.

3. Suçlama: Suçlama yoluyla; biri veya birileri, sizlerin dijital saygınlığını ve arkadaş ilişkilerini zedelemek için onu küçük düşürecek paylaşımlar yapabilirler. Genellikle bu saldırılar kişiseldir ve mağdurda öfke ve üzüntü yaratır.

4. Trolleme: Trollüğün ne olduğuna artık hepimiz aşinayız ama trollük de kişinin üzerinde suçlama ve cevap vermesi için baskı kurulduğunda bir siber zorbalık eylemidir.

5. Hilecilik ve Şantaj: Hileciler bireylerin güvenini kazanarak, onların yüz kızartıcı bilgilerini ve sırlarını öğrenirler. Sonra bu sırları internet üzerinde herkesin görebileceği şekilde paylaşırlar. Hileciler bazen elde ettikleri bilgileri şantaj yapmak için de kullanırlar. Bu kişiler mağdurun yakın çevresinden olabileceği gibi, tanımadığı biri de olabilir.

 

Siber Zorbalık Belirtileri Nelerdir?

  • İnternet ve telefon kullanımı sırasında ya da sonrasında üzülmek
  • Dijital yaşam konusunda fazla gizli ve korumacı davranmak
  • Aile bireylerinden, arkadaşlardan ve aktivitelerden uzaklaşmak
  • Okuldan veya grup toplantılarından kaçınmak
  • Okul notlarının düşmesi ve evde öfkeli davranmak
  • Ruh hali, davranış, uyku ve iştahta değişimler
  • Bilgisayar veya cep telefonu kullanmayı bırakmak istemek
  • Anlık ileti, mesaj ya da e-posta geldiğinde gergin ve ürkek davranmak
  • Bilgisayar ya da cep telefonu ile ilgili konuşmalardan kaçınmak
  • Evde sürekli kızgın, öfkeli ve tedirgin davranışlar sergilemek
  • Mağdurda özgüven düşmesi
  • İntihara eğilim
  • Hayata karşı daha çekingen ve depresif duygu durumları sergilemek
  • Depresyon, kendinden memnuniyetsizlik

 

Siber Zorbalıktan Korunmanın Yolları Nelerdir?

Siber zorbalıktan kurtulmak ya da siber zorbalığa hedef olmamak için hem ebeveynlerin hem de gençlerin bilmesi gereken bazı yollar söz konusudur.

  • Sanal ortamda kişisel bilgilerinizi paylaşmayın. Sosyal medyada telefon numaranızı, gittiğiniz okulu ve bölümü, kullandığınız şifreleri alenen açıklamayın. Zira bu bilgiler ışığında siber zorbalık yapan kişiler, işi daha da büyüterek sizi günlük gerçek yaşamda da takip edebilirler. Instagram hesabınızı herkese açık yapmayın. Instagram hesabınızda paylaştığınız fotoğraflar, çeşitli siteler tarafından internetin hafızasına alınır.
  • Eğer tahrik ve taciz amaçlı bir mesaj, mail ya da SMS alırsanız bu mesaja cevap vermeyin. Bu nedenle sizi sinirlendirse ya da korkutsa bile kimden geldiğini bilmediğiniz mesajlara cevap vermeyin. Cevap verseniz bile nötr bir tonda iletişim kurun. Korktuğunuzu, paniğe kapıldığınızı belli etmeyin ve üslubunu koruyun. Karşı taraf küfür ediyorsa siz etmeyin. Zira siber zorbanın amacı sizin günlük hayattaki rutininizi alt üst etmek ve sizi olumsuz anlamda harekete geçirmektir.
  • Sosyal medya üzerinde bir kişinin uygunsuz fotoğrafları ya da bu kişi hakkında uygunsuz iddialar dile getirildiği zaman siz de o anın coşkusuna kapılarak bu mesajları paylaşmayın, paylaşmayın, beğenmeyin. Bu nedenle beğendiğiniz, paylaştığınız içeriklere özen gösterin. Zira başka birinin başına gelen siber zorbalığın yayılmasına istemeden de olsa katkı sağlayabilirsiniz. Bu nedenle empati kurmaya gayret edin.
  • Eğer tehdit, tahrik, küfür, hakaret, aşağılama içerikli bir mesaj alırsanız bu mesajlara cevap vermeyin; ancak bu mesajları da silmeyin. Olay hukuki sürece taşınırsa bu mesajları kanıt olarak gösterebilir ve siber zorbanın kimliğine ulaşılmasına yardımcı olabilirsiniz. Sizi rahatsız eden bir mesaj alırsanız bunu ailenize ve öğretmeninize gösterin. Olay gerçekten vahimse, güvenlik güçlerine ve savcılığa başvurulabilir.
  • İletişim araçlarının güvenlik yazılımları sıkı ve güncel olmalıdır.
  • Yüz yüze ilişkilerdeki etik kurallar sanal ortamda da aynıyla uygulanmalıdır.

SİBER ZORBALIK BİR SUÇTUR! FARKINDA OL, ÖNLEM AL!

Yazar

 

Feyza DİLMEÇ

Psikolojik Danışman

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Sağlıklı Beslenmek

Bugün sizlerle ‘’sağlıklı beslenmek’’ hakkında biraz konuşalım istedim.Sağlıklı beslenmenin gerçekten düşünüldüğü kadar teferruatlı olup olmadığına yazıyı okuduktan sonra karar verin.Aslında çok kolay ve sürdürülebilir bir beslenme biçimi.Her şey dengeden ibaret.

Sağlıklı beslenmenin temel ilkelerine gelin birlikte göz atalım.

1) Dengeli beslenin

Az önce de dediğim gibi vücudumuzda her şey dengeden ibaret.Her besin grubundan günlük gereksinimlerinize göre ihtiyacınız olan miktarı karşılamanız gerekiyor.Tabiki gereksinimler kişinin biyolojik ve fizyolojik özelliklerine göre değişir.Bu sebeple herkesin aynı miktarda tüketmesi yanlıştır.

2) Güne kahvaltı ederek başlayın

İnsan vücudu uyurken bile enerji harcamaya devam eder ancak metabolizma hızınız biraz yavaşlar. Sabah uyandığınızda enerjinizi ve metabolizma hızınızı geri kazanmak için mutlaka kahvaltı yapmalısınız.Eğer kahvaltı öğününüzü atlarsanız gün boyu yorgunluk , dikkat dağınıkılığı ve sürekli bir şeyler atıştırma isteği sizinle olabilir.

3) Az az ve sık sık yemek yemeyi tercih edin

Beslenme düzeninizde günde 3 ana öğün , 3 ara öğün olmalıdır.Günde sadece 2-3 öğün veya daha az sıklıkta beslenenlerde düzensiz kan şekeri salgılanması, daha fazla açlık hissi ve kilo problemi görülmekte. Beraberinde de birçok hastalık tetiklenmektedir.

4) Ara öğünlerinizi atlamayın

Ara öğün , kan şekeri dengesini korumak ve metabolizma hızını artırmak için mutlaka yapılması gereken öğünlerden biridir.Ana öğünleri 2-3 saati geçmeyecek şekilde tüketilmedir.Amaç; kan şekerinizi dengede tutup çabuk acıkmayı ve bir sonraki öğünde çok fazla yemeyi engellemektir.Ara öğünlerinizde sağlıklı ve lifli atıştırmalıkları seçerseniz günlük aldığınız lif, vitamin ve mineral miktarını da artırmış olursunuz.

5) Su içmeyi ihmal etmeyin

Su tüketimi, öncelikle vücudunuzun temizlenmesi ve organlarınızın işlevi için oldukça önemlidir. Su, hücrelere besin ve oksijen taşır.Vücudumuzdaki toksinlerle savaşmak ve onları atmak için de önemli. Özellikle de üriner sistem enfeksiyonları ve böbrek taşlarının önlenmesinde ve tedavisinde suyun etkisi çok büyük. Günde 2-2.5 litre su içmeye özen gösterin.

6) Doğru yağ tüketimine önem verin

Yağ, insan vücudu için gerekli olan enerji kaynaklarından biridir. En bilinir özelliği vücudu dış etkenlerden koruması ve A, D, E, K, vitaminlerinin emilimini sağlamasıdır.Doymuş ve trans yağlar kalp damar hastalıklarına ve diyabete yakalanma riskini yükseltmektedir. Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır.Omega-3 ve E vitamini açısından da zengin olan doymamış yağlar hem zihinsel gelişim hem de bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.Bu sebeple beslenmenizde zeytin , zeytinyağı ,fındık yağı , kuruyemişler ve avokado gibi sağlıklı yağları doğru miktarda tüketmeniz önemli.

7) Tuz tüketiminizi azaltın

Yüksek miktarda tuz tüketimi, yüksek miktarda sodyum alımına neden olur. Birçok insan kan dolaşımında ve böbreklerinde biriken fazla sodyumu atmakta zorlanır ve vücutta sodyumu seyreltmek için su kullanımı arttırılır. Bu hem sıvıyı çevreleyen hücrelerin miktarını hem de kan

dolaşımındaki kan hacmini artırır.Böbrek ve kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere birçok kronik hastalığı da beraberinde getirir.Bu sebeple günlük tuz tüketiminizi 5 grama yani 1 çay kaşığına indirmeye çalışın.

8) Yiyecekleri pişirirken dikkatli olun

Mutfağınızda sağlıklı besin seçiminiz kadar onları nasıl pişirdiğiniz de önemlidir. Gıdaların besin öğesi kaybını daha aza indirmek ve sindirimi daha kolay hale getirebilmek için kızartma,kavurma,tütsüleme yerine en sağlıklı pişirme yöntemlerinden haşlama, buğulama, güveçte pişirme ve fırınlama yöntemlerini kullanın.

9) Daha az şeker ve şekerli besin tüketin

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şekerlerden aldığımız enerji günlük aldığımız enerjinin %10’unu geçmemeli.Meyvede ve sebzelerde zaten şeker bulunduğu için ve rafine edilmiş beyaz şekerin protein, yağ, vitamin, mineral gibi hiçbir besin öğesi içermediği için vücudunuzun ihtiyacı yok.Ayrıca obezite başta olmak üzere birçok hastalığı da beraberinde getiriyor.

10) Son olarak ‘’Besinler iyi ya da kötü değildir’’

İçeriği diğer besinlere göre daha az sağlıklı olan besinleri hayatınızdan tamamen çıkartmanıza gerek yok.Sağlıklı beslenmek sadece çok sağlıklı besinleri tüketmeniz gerektiği anlamına gelmez.Beslenme düzeninize daha az sağlıklı besinleri de ekleyebilirsiniz.Önemli olan sıklığı ve porsiyon miktarı.

Bir sonraki yazımda vücudunuzda yağ kaybı oluşturmanın püf noktalarını konuşacağız. Sağlıkla kalın

Yazar

Melis GÜZLE

Diyetisyen

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Çocuklarda oyuncak kullanımı

Oyuncaklar, materyaller çocuğun gelişiminde önemli rol oynar. Çocukların gelişimine, yaşına uygun olan oyuncak seçimleri elbette ki çocuğun gelişim alanınlarını destekler. Burada değineceğim en
önemli konu fazla oyuncak demek çocuğun gelişimini daha ileriye taşımak demek değildir. Aksine fazla oyuncak çocuğun yaratıcılığını, farklı aktivitelere yönelmesini ve sosyal ilişkilerini olumsuz anlam da etkiler.

Çocuk birkaç temel oyuncak dışında çok fazla şeye ihtiyaç duymaz. O
zaman sormak istiyorum : Tüm bu oyuncaklara ihtiyaç yoksa dezavantajları nelerdir?

Çocuğun her istediği oyuncağı almak,her istediğine ulaşması bir noktada çocuğu doyumsuzluğa sürükler ve çocuğun bir süre sonra alınan hiçbir şeyden zevk almamasına sebebiyet verir. Diğer bir nokta ise çocukların çevresindeki birçok uyaran, oyuncak dikkat gelişimlerini de olumsuz etkiler. Çocuk etrafında onca uyaran varken odaklanmakta güçlük çeker.

Hiçbir oyuncak çocuğun akranlarıyla olan diyaloğunun, ebeveynleriyle geçirdiği kaliteli zamanın yerini alamaz. Çocukların nesnelerle bağ kurması yerine daha samimi, daha gerçekçi olan akran ve ebeveynlerle bağ kurmaya teşvik etmek bütün gelişim alanlarını bir oyuncaktan daha fazla destekler. Yurtdışında bazı anaokullarında oyuncak sayıları kademeli olarak azaltılır.
Burda iki amaç vardır : Birincisi daha az oyuncak olunca çocukları daha yaratıcı olmaya,
problem çözmeye ,oyuncağım yok oyuncak olmadan ne yapabilirim diye düşündürmeye yönlendirmek ; ikincisi ise akranlarıyla olan iletişimini güçlendirmektir.

Birçok eğitim kuramında yer alan günlük yaşam becerileri kavramı vardır. Maria Montessori gerçek hayatta kullandığımız nesnelerin minyatürlerini çocuklara kullandırtmıştır. Peki bunca oyuncak alınırken çocuk günlük nesnelere vakit ayırıp oynayabilir mi? Günlük kullanılan nesneler çocukların yaratıcılık potansiyellerini geliştirir ve çocuk bu oyuncakları amacının dışında kullanmak , dönüştürmek için çaba harcar.

Çocuğun etrafında birçok oyuncağın bulunması onun daha fazla oyuna süre ayıracağı anlamına da gelmiyor. Aslında tam tersi olan az oyuncak kullanımı çocuğun bir oyuncağa odaklanıp onu keşfetmek için daha fazla zaman ayırır. Az oyuncakta birinden birine atlama olasılığı yoktur. Elinde mevcut bulunanı daha detaylı inceleyip, nasıl çalıştığını gözlemleyip ve oynamanın yeni yollarını bulabilir. Ve yine dönüştürme, yaratıcılık!

Yazımın sonuna yakalaşırken oyuncak ile ödüllendirme kavramına da değinmek istiyorum. Çocuğunuzun yaptığı olumlu davranışları oyuncak ile ödüllendirmek memnuniyetin maddi şeylerde olduğu mesajını verir. Vereceğiniz ödüllerin satın alınmış bir oyuncak olmasına gerek yok. Sarılmak, basit bir övgü, birlikte vakit geçirmek olabilir. Bunun sonucunda ödül olarak oyuncakları vurgulamayı, ona başka şekillerde değer bulmayı öğreteceksiniz. Bu sayede çocuklarınız sadelikten neşe bulacaktır ve sadelik yüksek derece kapsamlılıktır.

Yazar

Seda Nur ŞAHİN

Okul Öncesi Öğretmeni

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Su Tüketiminin Önemi

Özellikle  sıvı kaybımızın daha fazla olduğu bu yaz günlerinde su tüketiminin ne kadar önemli olduğu konusuna değinmek istiyorum.

Malum havalar sıcak ve kısıtlamaların da kalktığı bugünlerde dışarıda daha fazla vakit geçiriyoruz. Bu süre zarfında, vücudumuz suya ihtiyaç sinyalleri vermeye başladığında bir mekanda oturup serinlemek için çeşitli içeceklere başvuruyoruz. Ama sakın unutmayın hiçbir içecek, suyun yerini tutamaz. Üstelik bazı serinletici içecekler ana yemekle neredeyse eşdeğer kaloriye sahip.

Hadi o zaman birlikte su tüketiminin önemine değinelim.

Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli  ögedir. İnsan vücudunun su içeriği yaşa ve  cinsiyete göre %42 ile %72 arasında değişmektedir.

Su,

  • Besinlerin sindirim,emilim ve hücrelere taşınmasına yardımcı olur.
  • Vücut ısısını dengeler.
  • Eklemlerin kayganlığını sağlayarak sürtünme ve aşınmalara karşı korur.
  • Besin ögeleri ve metabolik atıkların akciğer ve böbreklere taşınıp dışarı atılmasını sağlar.
  • Yağ yakımı için gereklidir.

Peki bu kadar faydalı olan suyu günlük ne kadar tüketmeliyiz?

Birçoğumuz su içmemiz gerektiğini ve suyun vücudumuz için önemli olduğunu biliyoruz ama ne kadar içmemiz gerektiği konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz maalesef.

Günlük ortalama 2.5-3litre su tüketimi önerilmektedir. Bunu en doğru şekilde ise

‘Kişinin kilosu x 30ml ‘ olarak hesaplayabiliriz. Örneğin 80 kilodaki biri 80×30=2400 yani yaklaşık 2.5 litre su içmelidir. Yapılan en büyük hatalardan biri, sıvı tüketimini su tüketimine dahil etmektir. Çay veya kahve içen biri su içmiş olmuyor. Burada asıl yapılması gereken çay ve kahve diüretik(idrar atıcı) besinler olduğu için içtiğiniz her çay veya kahvenin yanında 1 bardak su tüketmeniz gerekmektedir. Egzersiz yapan kişiler  ve  ağır işte çalışan kişilerde  su tüketimi arttırılmalıdır.

Evet günlük içmemiz gereken su miktarını da öğrendiğimize göre su tüketimini arttırmak için neler yapabiliriz bunları maddeler halinde sıralayalım.

Su tüketimini arttırmak için,

  • Önceliğimiz hedef belirlemek olsun.
  • Uyanınca ve uyumadan önce 1 bardak su içiniz.
  • Yanınızda mutlaka su şişesi taşıyın.
  • Sürekli görebileceğiniz yerlerde su bulundurun.
  • Alarm veya su hatırlatıcı uygulamalar kullanabilirsiniz.
  • Suyu tarçın, limon, karanfil veya meyve dilimleri ile tatlandırabilirsiniz.

Vücudumuz yeteri kadar su alamazsa uyarıcı sinyaller vermeye başlayacaktır.

Bu sinyaller,

  • Yorgunluk
  • Kuruyan cilt
  • Kas krampları
  • Göz kuruluğu
  • Baş ağrısı
  • İdrara az çıkma ve idrarda koyu renk

Son olarak su tüketiminin kilo verme  üzerindeki etkisini konuşalım. Bazen hissettiğimiz açlıklar aslında susama hissi olabiliyor. Bu sebeple acıktığınızı düşündüğünüz zamanlar öncelikle su için. Aynı zamanda yemekten önceki  su tüketimi yemek yerken porsiyon kontrolünü kolaylaştırıyor. Yemekten 10-15 dakika önce içeceğiniz su midenizde hacim tutacağı için daha az yemek yemenizi sağlayacaktır.  

Her zaman danışanlarıma da söylediğim gibi, su içmek için susamayı beklemeyin.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere sağlıcakla kalın 🙂

Yazar

Roja Dilan Durgun

Diyetisyen

 

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Kadınlar cinsel terapistlere daha çok vajinismus orgazm olamama ve cinsel isteksizlik gibi şikâyetler ile başvurular. Bu durumun en temel nedeni ise ülkemizde kadının ve kadın cinselliğinin adının olmamasıdır.

 Kadınların çoğu çocukluk yaşlarından itibaren cinselliğin çok büyük bir ayıp, yasak ve günah kabul edildiği bir aile ve toplumsal ortamda büyümüştür. Çünkü ülkemizde kız çocuklarının büyük bir çoğunluğu toplumsal ve ahlaki baskılar nedeniyle bekareti aşırı önem verildiği, kızlık zarının tabulaştırıldığı bir ortamda cinsel yaşamdan uzaklaştırılıp tecrit edilerek yetiştirilir.

Çok merak edilmesine rağmen yasaklanan, çok konuşulmasına rağmen bilimsel gerçekleri bilinmeyen hatta çok bilindiği iddia edilmesine rağmen çok az anlaşılan çok abartılmasına rağmen utanılan bir konu olan cinsellikle ilgili hurafelerin ve tabuların ortadan kaldırılması için küçük yaşlardan itibaren aile ve okulda çocuklara cinsel eğitimin verilmesi şarttır.

Doğru cinsellik

Cinsellik ruhsal ve bedensel sağlığımızı dengede tutmayı sağladığı için gündelik yaşantımızın her yönüyle ilişkilidir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsellik yatak odasıyla sınırlı değildir, aynı zamanda da sağlıklı ve mutlu bir yaşam demektir. Çünkü cinsellik sadece yaşandığı sırada mutluluk veren bir deneyim değil yarattığı mutluluğun etkisinin tüm yaşamı kapsadığı kabul edilmiş bir gerçektir. Cinselliği tatmin edici bir şekilde yaşayan kişi daha az stresli kendine güvenen ve kendiyle barışık olur.

Öte yandan cinselliği sağlıklı ve gerektiği gibi yaşamayan kişilerin genel olarak mutsuz bir tabloları vardır, bazılarında psikolojik sorunlar da ortaya çıkar; öyleki bunların ileri boyutta olması kişiyi gündelik yaşamdan alıkoyar. Cinselliğin fizyolojik açıdan da bir çok faydası vardır cinsel birleşme sırasında adrenalin endorfin, serotonin ve dopamin hormonu salgılanır. Bu hormonlar stres ve gerginlik ortadan kaldırarak rahatlamayı sağlar aynı zamanda bağışıklığı güçlendirici etkisi vardır .

Cinselliğin diğer fizyolojik faydalarından bazıları da yaşlanma etkilerini geciktirmesidir aynı zamanda adet döngüsü düzenler, hızlı kalori harcanmasın sağlayarak kilo kontrolüne de yardımcı olur. Kan dolaşımını hızlandırdığı için ağrılarına azalmasına da destektir. Cinselliğini sağlıklı yaşamayan bireylerin bu süreçte yeme alışkanlıklarını bile değiştirdiği görülmüştür cinsel arzularını erteleyen kişilerin genellikle glikoz ağırlıklı beslendiği ortaya çıkmıştır.

Cinsellik yalnızca seks demek değildir aynı zamanda duygu düşünce ve davranışlarının oluşturdu geniş kapsamlı bir kavramdır. Cinsellik kişiliğimizin belirleyicisidir çünkü kişiliğimiz üç yaşından itibaren oluşmaya başlar cinsel kimlik üzerine inşa edilir. Bundan sonra kadın ya da erkek olarak hisseder, düşünür, davranır ve buna göre yaşarız.

Cinselliğin üreyerek neslin devamını sağlama dürtüsünden kaynaklanan boyutu sekstir. Cinsellik beden ve ruh sağlığımızın temelini oluşturan yaşamın doğal ve gerekli bir parçasıdır. Aynı zamanda cinsellik kadın veya erkek ayrımı olmaksızın herkesin doğal bir ihtiyacı ve hakkıdır. Üstelik kadının biyolojik olarak cinsel haz alma, boşalma veya orgazm olma kapasitesi erkeğe göre daha fazladır ancak kadının bunu yaşayabilmesi için öncelikle bu kapasitenin farkında olması gerekir.

Kadınların yaşamlarının erken dönemlerinden itibaren cinsellikle ilgili bilgilerin verilmesi cinsellik yaşamanın günah ya da yasak konuşmanın ise ayıp olmadığını öğretilmesi gerekir. Yani çocuklara cinsel eğitim ve gençlere evlilik öncesi cinsel eğitim verilmesi büyük bir  gerekliliktir. Cinsel isteğin nerede ne zaman kiminle yaşanacağı aile toplum ahlaki değerler ve sosyal yapılar tarafından belirlenir.

 Cinsel arzularını bastırmayan gerektiğinde erteleyebilen ve istediğinde doğuran bir kadın cinselliği haz alarak yaşar. Kadın cinselliği aşk yaşamının veya sevgi paylaşmanın bir parçası olarak görür. Bir evlilikte iyi cinsellik evliliği %10 etkileyebilirken kötü bir cinsellik süreci boşanmaya kadar götürebilir. Çünkü cinsellik ruh ve beden birleşimi demektir. Aynı zamanda duygu tatminidir.

Genellikle kadının boşalması ve orgazm olması erken zirveye ulaşmasından çok daha zor ve uzun sürer bu yüzden kadınların çoğu çok nadir orgazma ulaşır oysa altı bu kural adını verdiğimiz uygun zaman, uygun mekân, uygun partner uygun uyarılma, uygun süre ve yoğunlukta uyarıda bulunma ve uygun taleplerde bulunma sayesinde kadınların çok rahatlıkla boşalabildikleri ve orgazm olabilmeleri mümkündür. Ancak yapılan araştırmalar kadınların neredeyse %90’ının psikolojik olarak boşalamadığını göstermektedir.

Cinsel yaşamı hazırlık sürece tahrik olma uyarılma odaklanma boşanma ve orgazm kadınlar için erkeklere nazaran çok daha uzun süre alır bu nedenle seks yapmaya geçilmeden önce kuvvetli bir arzu belirince kadar kadına dokunmak değerli sevilmeye layık olduğunu arzulanan hissettirmek için konuşarak bunları sık sık söylemek gerekir gerekir.

Yanlış edinilen bilgiler kadınlarda daha sonra vajinismus ve disparoni rahatsızlıklarına  neden olur.Kadın cinselliğinin sürekli bastırılması kadının kendi vücuduna tanımasına da engeldir. İyi bir cinsellik için öncelikle kadının kendi bedenini tanıması ve nelerden mutlu olduğunu çözmesi gerekir.

Bunu çekinmeden partneri ile paylaşan kadın fiziksel ve ruhsal doyuma çok rahat ulaşabilir. Cinsellik birçok noktada kavganın bitiş noktası olabilir bir çok kadın partneriyle yaşadığı sıkıntı sonucunda durumu yumuşatmayı cinselliğe bağlayarak yönetebilir.

Birçok kadına bu huzursuzluğun sonrasında cinsellik çekici gelmeyebilir. Kadın duygusal rahatsızlığını fiziksel bir tatminle gidermeye yönelirse süreci daha kolay yöneteceğini düşünebilir ama bu süreçte kadınlar içerisinde değişir sonuç olarak ilişkilerde kötü bir cinsel hayat ama iyi bir ilişki iyi bir cinsel hayat ,kötü bir ilişki olabilir.

Sonucunu her türlü ten uyumuna ve ruhsal doyuma bağlanırız.

 Bu yazımızda kadın cinselliğine yer verdik.

Bir sonraki yazımız vajinismus ve disparoni üzerine olacaktır .

Kendi bedeninizin farkında olarak okuduğunuz bir yazı olmasını dilerim…

Yazar

Bigem VAROL

Uzman Psikolojik Danışman

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

HAMİLELİK DÖNEMİNDE BESLENME

Gebelik ve emziklilik, doğurganlık çağındaki her kadın için doğal bir olaydır. Bu dönemlerde anne ve bebek sağlığını etkileyen birçok etmen vardır.  En önemli etmenlerden biri beslenmedir. Çünkü:

1.Kendi fizyolojik gereksinmelerini(enerji ve besin öğelerini) karşılamak, 
2.  Vücudundaki depolarını (besin öğeleri yedeğini)  dengede tutmak, 
3.  Anne karnındaki bebeğin sağlıklı büyüme ve gelişmesini sağlamak, 
4.  Emzirmeye hazırlık için salgılanacak sütün enerji besin öğelerini karşılamak için YETERLi VE DENGELi BESLENMEK ZORUNDADIR……

Gebelik döneminde anne yetersiz ve dengesiz beslenirse oluşabilecek sıkıntılar:

  • Kansızlık(anemi)
  •  Kemik dokusu bozuklukları (osteomalasia)
  • Gebelik zehirlenmesi (toksemi) 
  • Ödem
  • Ağırlık kazanımının yetersiz olması ile birlikte bebek ve anne sağlığının bozulması
  • Anne ve bebek ölümleri
  • Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğumlar
  • Bebekte zihinsel ve fiziksel gelişim bozuklukları

Gebelik döneminde yetersiz beslenmenin dışında gereğinden fazla besin alımıda sıkıntılı olabiliyor. Toplum tarafından dayatılan “Sen 2 kişiliksin yemen lazım!” algısı hem anne hem de bebek için çok zararlı. Sonuçta o küçücük bebeğin anneden beslendiği miktar ne kadar olabilir ki!

Unutmayalım ki azı karar çoğu zarar önemli olan doğru yani yeterli ve dengeli bir şekilde beslenmek.

Bu dönemde dikkat edilmesi gereken önemli noktalar:

– Bu süreçte özellikle son aylar su tüketimi çok önemli en az 2,5-3 litre su tüketimi olması gerekiyor. Suyun tadını sevmiyorsanız veya unutuyorsanız aromalı hale getirebilirsiniz. (İçine sevdiğiniz meyveleri doğrayabilirsiniz) Yanınızda taşıyacağınız, masanızda sürekli durabilecek hoşunuza giden bir şişe/su matarası alabilirsiniz. Göz önünde olursa su içmek daha kolay olur.        İdrar renginden su tüketiminin yeterli olup olmadığını kontrol edebilirsiniz.( Açık sarı olması gerekiyor.)
– Bebeğinizin beyin ve beden gelişimi için iyot, folik Asit ve omega-3 çok önemli. Bunun için iyotlu tuz, koyu yeşil yapraklı sebzeler, balık, ceviz, chia tohumu tüketebilirsiniz. Doktorunuza danışarak balık yağı hapı da kullanabilirsiniz.
– (Kuruyemişler alerjik özelliğe sahiptir bu dönemde daha önce denemediğiniz kuruyemişleri ne olur ne olmaz tüketmeyin derim)
– Her gün 1 şişe (1 bardak,250 ml) doğal maden suyu mineraller bakımından zengin olduğu için sağlığınıza da faydalıdır tuz (Na) oranı düşük olan markaları tercih etmelisiniz.
– Kalsiyum alımını ihmal ettiğiniz takdirde bebeğiniz kanınızdaki kalsiyumu çekerek beslenecektir, bu yüzden gebelerde diş sorunları kemik sorunları çok sık yaşanır. Süt ve süt ürünleri, peynir, koyu yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı et kalsiyum bakımından zengindir.

-Yemeklerin yanında mutlaka salata veya yeşillik olsun ki hem aldığınız posa sayesinde bağırsaklar daha iyi çalışsın böylece bu dönemde kabızlık sorunu oluşmasın hem daha iyi doymanızı sağlasın, hem de vitamin ve mineral ihtiyacımızı karşılasın.

-Ara öğün yapmayı ihmal etmeyin 2,5-3,5 saatte bir beslenmeye çalışın. Kan şekeriniz bu dönemde çok dengesiz olduğu için ara öğünler sayesinde daha dengeli olacaktır.

-Tuz tüketiminde miktara çok dikkat edin. 1 gram tuz vücudunuzda 200 ml. su birikmesine neden olur ve gebelikte yüksek tansiyona neden olur bu da bebeğin sağlığı için tehlikelidir.

-Konserve,  beklemiş besinler ve hazır besinler yerine taze ve doğal besinlerin tüketilmesine özen gösterilmelidir.

 -Besin çeşitliliğine önem verilmelidir.  Bu şekilde birçok vitamin ve mineralin vücuda alınması mümkün olacaktır.

-Yemek pişirme yöntemi ızgara, fırında veya haşlama olmalıdır. Unutmalım ki ev dışında yediğimiz yemekler olması gerekenden çok fazla yağ içerir ve uygun olmayan koşullarda pişirilir.


– İlk aylar mide bulantısı olabilir. Galeta & grisini & tost & krep & etimek & wasa yanında ayran & kefir & süt & peynir tüketilebilir.

– İlk üç ay riskli hamilelik süreci varsa kanamayı arttıran; Yeşil çay gibi bitki çaylar, koyu yeşil yapraklı sebzelerden, greyfurt, sarımsak, zencefil,zerdeçal,tarçından mümkün olduğunca uzak durmaya çalışın.

– İlk üç ay diyetisyen kontrolünde sağlıklı kilo verme sağlanabilir fakat daha sonra kontrollü kilo almaya yönelik diyet programı uygulanmalıdır.(9-14 kg artış genel olarak normal kabul ediyoruz fakat bu kişinin durumu bebeğin durumun göre değişebilir)

                    Sağlıklı günler dilerim, sevgilerimle

Diyetisyen Esengül IŞIK

 

Esengül IŞIK

Diyetisyen