Ağustos 17, 2021

Disleksi nedir? Disleksinin belirtileri nelerdir?

Merhabalar değerli okurlar. Bu ayki yazımızda disleksi ve disleksinin belirtilerinden bahsedeceğiz . Bu iki başlığı sizlere sırayla açıklayıp anlatmaya çalışacağım…

Disleksi , normal veya normal üstü zekaya rağmen akıcı okuma ve okuduğunu anlama sorunlarıyla kendini gösteren nörolojik temelli bir öğrenme farklılığıdır. Bu tanımda dikkat etmeniz gereken en önemli şey çocuğunuzda herhangi bir zihinsel engelin bulunmaması durumudur. Normal Veya normal üzerinde bir zekadan bahsediyoruz ! Problem çocuğun akıcı okuma ve okuduğunu anlama eylemlerini gerçekleştirememesidir. Her durumda olduğu gibi bu konuda da endişelerimizi en doğru şekilde tespit edip doğru analiz yapabilmemiz çok önemlidir. Disleksinin akıcı okuma ve okuduğunu anlama problemi olduğunu bilmeli ve ona göre çözüm arayışına girmeliyiz.

Özgül öğrenme güçlüğü kategorisinin alt alanlarından olan disleksi, özgül öğrenme güçlüğü grubunun yaklaşık % 85’ini oluşturmaktadır.

Dislektik bireylerin en belirgin özellikleri ise ;
-Yaşıtlarına oranla geç okuma ve okumaya karşı isteksizlik.
-Okuma hızında yavaşlık ve akıcılık eksikliği.
-Harfleri temsil ettikleri seslerle ilişkilendirme güçlüğü.
-Okurken harfleri karıştırma.
-Okurken harf, hece atlama veya ekleme.
-Kelimenin sonlarını uydurarak, yuvarlayarak okuma.
-Okuduğunu anlama ve anlatmada güçlük yaşama.
-Başkasının okuduğunu daha iyi anlama.
-Kelimeleri hecelemekte ya da seslerine ayırmakta zorlanma. -Sözcükleri doğru telaffuz edememe.
-Sözcükleri, harflerinin yerini değiştirerek söyleme.
-Birbiri ile kafiyeli kelimeleri fark etmekte zorlanma.
-Kelime ve kavramları karıştırma veya hatırlamakta güçlük.
-Hızlı yönergeleri veya birden fazla sıralı yönergeyi anlama güçlüğü. -Yüksek sesle grup içinde okuma yapmaktan kaçınma diye sıralayabiliriz.

Bu belirtileri farkettiğinizde bulunduğunuz konuma en yakın rehberlik araştırma merkezine giderek ilgili uzmanlarla çocuğunuzun dislektik bir birey olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Ağustos ayı yazımızın sonuna geldik. Eylül ayında disleksinin avantajları ve dezavantajlarını konu alacağımız yazımızda buluşmak dileğiyle. Sevgi ile kalın…

Züleyha ÇİFTALAN

Uzm. Özel Eğitim Öğretmeni

Ağustos 11, 2021
Ağustos 11, 2021

Çocuğum disleksi mi ?

Son yıllarda anne ve babaların özellikle birinci sınıf düzeyinde olan çocuklarında gözlemledikleri okuma ve yazma problemi konusu en büyük endişelerden biri olmaya başladı. Çocuklarının akranlarına oranla geride olması bir anne babayı en çok hüsrana uğratan ve düşündüren durumlar arasındadır. Böyle durumlarda ebeveynlerin ilk yapması gereken şeyler aslında çocuklarının geleceği için hayati önem taşımaktadır. Peki aileler akranlarına oranla farklılık gösteren çocukları için neler yapmalıdırlar? En acilinden harekete geçmeli ve gözlem sürecine başlayarak ilk adımı atmalıdırlar. Çocuklarındaki problemi veya farklılığı analiz edebilmek ve sorunu belirleyebilmek çocuklarına yapacakları en büyük iyilik olacaktır. Sorunu veya sorunları gözlemleyip tam olarak belirledikten sonra sorunların nedenleri araştırılmalı.

Bunun içinde çocuklarını bir çocuk ve ergen psikiyatrisine götürerek önceliği bir uzmanın ellerine bırakmalıdırlar. Uzmanların yapacakları testler tetkikler ve yönlendirmelerle çocuğunuzun mental reterdasyonu mu ( zihinsel engel v.b ) yoksa duygusal bir problemi mi olduğu ve ya dislektik olup olmadığı tespit edilecektir. İşte tam olarak doğru yol böyledir. Böylelikle Aklınızda hep dönüp duran konuya gelmiş olduk.

Çocuğum disleksi mi? Evet Çocuğunuza uzmanlar tarafından disleksi tanısı konuldu. Şimdi yeni bir yola daha en başından en doğru şekilde başlıyorsunuz… Disleksi nedir? Belirtileri nelerdir? Disleksiden korkmalı mıyız? Disleksinin avantajları var mıdır? Disleksinin dezavantajları var mıdır? Ve merak ettiğiniz her şeyi sizlere en açık en doğru şekilde anlatacağım. Disleksinin belirtileri hakkında konuşacağımız yazımızda buluşmak dileğiyle. Sevgi ile kalın.

Yazar

Züleyha ÇİFTALAN

Uzm. Özel Eğitim Öğretmeni

Ağustos 11, 2021

Kendimize Ne Kadar Şefkatli Davranıyoruz ?

Hepimiz zaman zaman kimse beni sevmiyor, kimse beni beğenmiyor gibi serzenişlerde bulunduk. Hayatın bizi savurduğu dönemlerde kendimizi ve başkalarını suçladık. Şimdi başkalarını bir kenara bırakalım da kendimize bakalım istiyorum. Kendinize şunu sorun, Kendimi ne kadar seviyorum?, Kendime ne kadar değer veriyorum?Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı, sevgiyi, şefkati ve hatta desteği kendimize ne kadar veriyoruz bunu görelim hep beraber.

Yazımı okuyan siz değerli okuyucularım ile küçük bir oyun oynayalım, her şeyi daha net görebilmek için aşağıdaki maddeler üzerinde dikkatlice düşünüp ve cevaplayalım istiyorum.

· En sevdiğiniz kişiyi düşünmenizi istiyorum. (arkadaşınız, sevgiliniz, eşiniz, anne veya babanız ve kardeşiniz)

· Şimdi de o kişinin yaşadığı en kötü anı düşünün.

· Acısını sizinle paylaşıyor ve sürekli başına gelen talihsizlik sebebiyle kendisini suçluyor, kendisine kötü davranıyor.

· Siz o kişiye neler söylersiniz?

· Ona nasıl yaklaşırsınız?

· Ses tonunuzu yükseltir misiniz? Ona öfkelenip bağırır mısınız?

Şimdi de kendinizin en kötü anınızı düşünmenizi istiyorum. Hayatın size oynadığı en kötü hamlesini, en acılı anınızı, hatta intihara en yakın hissettiğiniz anınızı düşünün.

· Bu durumlarda kendinize nasıl davrandınız?

· Kendinizi nasıl teselli ettiniz?

· Kendinize bağırdınız, öfkelenip kendinize zarar verdiniz mi?

Bizler bazen sevdiğimiz kişiye gösterdiğimiz desteği, anlayışı ve şefkati kendimize gösteremiyoruz. Kendimizi sevmek konusunda biraz bencil ve acımasız davranıyoruz. İşte burada devreye ÖZ-ŞEVKAT giriyor. Öz- Şefkat; kişinin kendisine de sevdiği kişiye davrandığı gibi davranmasıdır.

Öz-Şefkat konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biri olan Dr. Kristin Neff, ‘Acı çektiğimiz zamanlarda en sık başvurduğumuz sorulardan biri ‘Neden Ben?’ sorusudur. Bu soru yalnızlaştırıcıdır. Sanki diğer herkes sorunsuz, acıdan uzak, mutlu ve normal hayatlar sürüyormuş gibi düşünürüz. Kendimizi diğerlerinden ayırma eğilimini destekler.’ demiş.

Oysaki acı hayatın bir parçasıdır. Farklı yollar ve farklı sebepler ile herkesin hayatına girmiştir. Zaten mükemmel hayat diye bir şey yok. Yani dünyanın neresine giderseniz gidin, her insanın maruz kaldığı bir sıkıntı, bir sorun, bir acı bulabilirsiniz. Herkesin acı ile baş etme yolları farklıdır. Öz-Şefkat ile acımızı kabullenip onu insan olmanın bir parçası olarak görebiliriz. Yani kısaca kendimize en iyi arkadaşımız gibi davranmak, zor zamanlarda kendimize sevgi ve anlayış göstermek, en iyi arkadaşımıza söyleyeceğimiz sözleri ve davranışı kendimize de yöneltmektir. Öz şefkat sadece ruhsal sağlığımızı değil, bedensel sağlığımızı da korur. Motivasyonumuzu arttırarak hedeflerimize ulaşmamızı sağlar.

ÖZ-ŞEFKATİN YARARLARI NELERDİR?

· Mutluluk,

· Hayatı kabullenip sevmek,

· Yaşamdan tatmin olmak,

· Sağlıklı yaşam (ruhsal+bedensel)

· Mutlu ikili ilişkiler,

· Diğer insanlar ile iyi ilişki,

· Daha az depresyon, kaygı ve stres

· Öz-saygı ve özgüvende artış, diye sıralayabiliriz.

Sonuç olarak gerek ruhsal gerekse bedensel sağlığımız kendimize ne derecede duyarlı ve sevecen olduğumuzla yakından ilişkilidir. Şefkat, türümüzün devamı için bir zorunluluktur ve kendine şefkatli davranan bireylerin çevrelerine ve tüm dünyaya şefkatle yaklaştıkları araştırmalarla gösterilmiştir.

ÖZ-ŞEFKATİNİZİ GELİŞTİRMENİN YOLLARI;

· Öz şefkatle ilgili bir defter tutun ve bu deftere öz şefkatin sizin için neler ifade ettiğini yazın. Bu kelimeyi duymak sizde ne gibi duygular uyandırıyor ya da kendinize yeterince öz şefkat gösterdiğinizi düşünüyor musunuz? Tüm bu soruları cevaplamak, öz şefkatinizi geliştirmek için harika bir başlangıç olabilir.

· Gün içerisinde kendinize karşı merhametsiz davrandığınız, kendinizi acımasızca eleştirdiğiniz anları bir deftere yazın. Bu eleştirilerin altında yatan nedenlere odaklanın.

· Mükemmeliyetçilik huyunuzdan bir an önce vazgeçin. Bu dünyada siz de dahil olmak üzere kimsenin mükemmel olmadığını kabul edin. Her zaman elinizden gelenin en iyisini yapmaya odaklanın ancak işler istediğiniz gibi gitmediğinde kendinizi acımasızca eleştirmekten kaçının.

· Kendinize bir çocuğa yaklaşır gibi sevgi ve şefkat dolu yaklaşın. En ufak hatanızda kendinizi yerden yere vurmaktan kaçının ve kendinize karşı anlayışlı olmaya özen gösterin. Önemli olanın hatalarınızdan ders çıkarmak olduğunu unutmayın.

· Her gün sizi mutlu edecek 3 şey yapın!

· Öz-Şefkat üzerine videolar izleyip kitaplar okuyabilirsiniz.

· Hayatı tüm zorlukları ile sevmek için kendinize sebepler yaratın.

Alan Cohen, ‘ Şu an kendinizi olduğunuz halinizle sevmeniz, kendinize cenneti bağışlamanız demektir. Ölene kadar beklemeyin. Eğer beklerseniz şimdi ölürsünüz. Eğer severseniz şimdi yaşarsınız.’ Sözlerini hatırlatarak son olarak kendinizi sevmenin, kendinizin en iyi arkadaşı olup şefkat göstermenin ne kadar önemli olduğunu vurgulayalım.

KENDİNİZLE VE HAYATLA BARIŞTIĞINIZ, ŞEFKAT DOLU GÜNLER DİLERİM! 🙂

Yazar

Feyza DİLMEÇ

Psikolojik Danışman

Ağustos 11, 2021

Neden Davranışları Değiştirmek İçin Bedene Odaklanmalıyız?

Beynin bedenin komuta merkezi olduğunu sarsıcı araştırmalar son 20 yıla dayanıyor. Vagal sinirlerin %80’i bedenden iç organlar aracılığıyla beyne bilgi ulaştırır. Kalan %20 ise bilgi ise beyinden bedene ulaştırılır. Bu nedenle bedenimizi desteklemek önemlidir. Düşüncelerin veya davranışları değişimi bedenle başlar. Kendimizi güvende hissettiğimizde ve öz düzenleme için gerekli kaynaklarımız olduğunda duygularımızı ve düşüncelerimizi değiştirmek daha kolaydır. Çünkü kendimizi güvende ve rahat hissettiğimizde, farkındalığımız yükselir ve böylece kendimizi daha iyi kontrol edebiliriz. Harekete geçmeden önce bir an durup düşünürüz. Bu duraksadığımız anda, düşünebilir, diğerleriyle empati kurabilir, planlayabilir, kararlar verebilir ve problem çözebiliriz.
Fizyolojik durumumuz, düşüncelerimizin ve davranışlarımızın tonunu belirler.


Neler bize yardımcı olabilir?
*Zihinsel molalar (Örneğin: eğlenceli bir kitap okumak, müzik dinlemek, resim yapmak, yaratıcılığınızı ortaya koyabileceğimiz hobiler, oyun, filmler)
*Fiziksel molalar (Örneğin: hareket etmek, dans etmek, yürüyüş yapmak, esneme hareketleri)
*Duyusal deneyimler (Örneğin: tada, dokunmaya ya da harekete odaklanmak)
*Topraklanma pratikleri (Örneğin: birkaç derin nefes alma)
*Sosyal destek almak (Örneğin: Yardım istemek, bir arkadaş veya ebeveyn ile bağ kurmak, görüşmek)
Otonom sinir sistemi herhangi bir durumu yanıtlarken iyi ya da kötü bir davranış diye ayrıştırıp yargılayarak davranışları ortaya koymaz. Çünkü sinir sisteminin amacı bizi yaşamda tutmaktır, bunun için de potansiyel riskleri yönetir.

Haydi dünya turuna çıkalım…
Her yeri gezdiğinizi hayal edin, telefonunuzu otelde unuttunuz yön bulmak için bir navigasyonunuz yok elinizde yalnızca haritanız var. Seyahate başladınız, hava güzel, aracı kullanıyorsunuz, korona bitmiş, kendinizi güvende hissediyorsunuz, her şey kontrol altında. Bu sırada ventral durumdasınız. Az sonra biraz hava almak için camı açtınız ve hoop haritanız uçtu, tam o sırada önemli bir kavşağa geldiniz ve nereye döneceğiniz hakkında hiçbir fikriniz yok. Tam da bu an sempatik seferberliğe geçtiniz an.
Bir kaç yol denediniz ama bir türlü ana yola ulaşamıyorsunuz. Her denediğiniz yol yanlış çıkıyor. Artık araba kullanmaktan, sıcaktan, yolu bulamamaktan bıkkın ve yılgın hissediyorsunuz kendinizi. Burası da hareketsizlik ve çaresizlik hissettiğimiz dorsal vagal durum. Sinir sistemimizi tanırsak her bir durum içerisinde olmak bizim için daha az korkutucu olur. Tepkilerimizin altındaki biyolojiyi anlayabilirsek davranışlarımızdan daha az utanırız. Bu da bize sistemimizin aktif operatörü yapar, yani sürücü koltuğunda otururuz.
Geçmiş deneyimlerimiz ve otomatik tepkilerimiz ne olursa olsun sinir sistemimizi anlayarak, fark ederek, şefkat vererek ve öz düzenlemeye destek verebiliriz.

Peki Nasıl Bedene dönebiliriz ve An’da kalabiliriz?

Odaklanmanın en basit tanımı ; bulunduğumuz “an”da ne kadar devamlı ve farkındalıkla kalabilmektir. Sporcuların bedeni her zaman o anın içindedir fakat zihinleri için aynı şeyi söylemek bazen zorlayıcı olabiliyor. Zihin geçmişte yapılan bir hatada kalabilir veya gelecekte olabileceğini varsaydığı bir durum nedeniyle kaygılanabilir. Bu durum her sporcunun çoğunlukla yaşadığı bir psikolojik olaydır. Burada psikolojik olarak güçlü sporcuları diğerlerinden ayıran faktör zihinlerini ne kadar çabuk tekrardan bedenleriyle senkronize ederek “an”a odaklanabilme yetenekleridir. Nefes ile bedene geri dönebileceğimizi unutmamak gerekir. Bunun için de sporcularla nefes ile bedene nasıl geleceği üzerine çalışmalar yaparız.  Nefes bedenimizin en önemli mental uyaranıdır. Nefese odaklanarak beden algımızı artırabilir ve tekrardan hızlıca odaklanabiliriz. Stresli bir anda ne düşüncelerimize ne de duygularımıza tam olarak güvenip onlara tutunamayız. Bu nedenle ilk odaklanmada yoğunlaşmamız gereken bizi duygu ve düşünce karmaşasından kurtaran ve bedensel algımıza yani şimdi ve buradaya dönmemizi sağlayan nefestir.

Mindfulness bu çalışmalarda sıklıkla kullandığımız bir kavramdır. An’da kalabilme şimdi ve buraya gelebilme yetisidir. Bir sonraki aşamamız ise somut, sporcunun da rahatlıkla seçebileceği basit teknik yönlendirmedir. Bu teknik yönlendirme sporcunun mevkiine ve o andaki saha içi sorumluluğuyla eşdeğer olmalıdır. Sporcu hangi spor dalında bulunduğu ve hangi mevkiinde olduğunu göz önünde bulundurarak yönlendirilmelidir. Burada da amaç sporcuyu  farkındalıklı gerçekle yüzleştirip  hem zihinsel hem de bedensel olarak önümüzdeki pozisyona geçişini kolaylaştırmaktır.

Süreci ;  beden davranış zihinsel çalışmalardan kısa kısa örnekler vererek sizlere aktardım . Umarım keyif alırsınız. En önemlisi ; psikolojik süreçte performansınızı maksimum seviyeye ulaştırmak için her zaman uzman spor psikologlarından düzenli destek almanızı önererek yazıma burada son vermek isterim.

Keyifli okumalar.

Yazar

Gözde ACARAY

Uzman Psikolog

Ağustos 11, 2021

Çocugun Gelişiminde Ebeveyn Tutumu Ve Çocuk Üzerindeki Etkileri

Bireyin yaşamını şekillendirmede,topluma yararlı,bilinçli,kendi fikirlerini üretebilen problemlere çözüm odaklı yaklaşabilen bireyler yetiştirmenin en temel basamağı ailedir.

Tutum,yaşantı ve deneyimler sonucu oluşan durumlara karşı bireyin davranışları üzerinde yönlendirici etkiye sahip ruhsal ve sinirsel yönden hazır olma durumudur.

Anne-baba tutumları çocuğun sosyal , ahlak ve kişilik gelişimi üzerinde oldukça büyük etkiye sahiptir.

Ebeveyn Tutumları:

Otoriter Tutum

  • Ailede katı  ,sert ve baskıcı bir disiplin anlayışı hakimdir.
  • Ailenin belirlediği kurallar çok keskindir ve koşulsuz kabul edilmek zorundadır.
  • Kontrol tamamen anne babadadır.
  • Bireyin üzerinde hakim olan duygu ‘korku’ dur.
  • Çocuk korkuyla büyür.
  • Hatalar kabul edilemez.
  • En küçük yanlışlar cezalandırılır ve bu cezalar genellikle çocuğun gelişimine uygun cezalar değildir.

Otoriter Ailede Yetişen Çocuklar;

İçine kapanık, sessiz ve çekingendirler.

Ailede sürekli eleştirildikleri için aşağılık duygusu geliştirebilirler.

Çocuğun kendine güveni yok denecek kadar azdır.

Kendi kararlarını vermekte güçlük çekerler, dışa bağımlıdırlar.

Mükemmeliyetçi Tutum

  • Mükemmeliyetçi tutum benimseyen ebeveynler çocukların akademik ,sanatsal, sosyal kısaca her alanda kusursuz olmasını beklerler.
  • Anne-babanın kalıplarının içinde boğulur adeta çocuk.
  • Ebeveyn kendi eksikliklerini çocuklarının tamamlamasını bekler.
  • Çocuktan beklenti çocuğun gelişiminin, yaşının ,yetenek ve kapasitesinin çok üzerindedir.
  • Çocuğun kendi seçimleri ve kararları yok denecek kadar azdır.

Mükemmeliyetçi Ailede Yetişen Çocuklar;

Özgüvenleri yoktur.

Sürekli bir iç çatışma içindedirler.

Aşırı titiz ya da tam tersi aşırı dağınıktırlar.

İlgisiz ve Kayıtsız Tutum

  • Çocuğun davranışlarına ilgisiz ve umursamaz davranışlar sergileyen ebeveynlerdir.
  • Çocuğun varlığı ,yokluğu belli değildir.
  • Çocuk anne-babayı rahatsız etmediği müddetçe sorun yoktur diye düşünülür.
  • Çocuk kendi yalnızlığına itilmiştir.
  • Aile içinde iletişim problemi vardır.

İlgisiz ve kayıtsız Ailede Yetişen Çocuklar;

Gecikmiş konuşma görülebilir, sosyal gelişimleri düşüktür.

Saldırgan ve etrafa zarar verici davranışlar sergileyebilirler.

Tutarsız Tutum

Anne ve babanın çocuklarına karşı tutarsız davranmaları çocuğu olumsuz etkiler.

Annenin’ evet’ dediğine baba ‘hayır’ der.Babanın ‘evet’ dediğine  anne ‘hayır’ der.

Ebeveynlerin çocuklara karşı fikirlerde ortak olması sağlıklı bir aile ortamı sağlar.

Demokratik Tutum

  • Aileyi ilgilendiren kararlar hep birlikte alınır.
  • En ideal ebeveyn tutumudur.
  • Kurallar tüm aile bireyleri içindir.Esnetilebilir.
  • Anne-baba çocuğa iyi bir rehber olurlar.Kendi fikirlerini söylerler ama çocuğun alacağı karar çocuğa bırakılır.Seçimler ve sorumluluklar çocuğa aittir.
  • Problemlere ortak çözümler bulunur.Aile bireylerinin eşit söz hakkı vardır.

Demokratik Ailede Yetişen Çocuklar;

Özgüveni yüksek, çevresine saygılı, problemlere çözüm odaklı yaklaşabilen, yaratıcı farklı fikirlere açık, sorumluluk duygusu gelişmiş bireylerdir.

Arkadaş canlısı ,sosyal ve mutlu birey olarak yetişir.

Aşırı Hoşgörülü Tutum

  • Çocuğun merkezde olduğu bu tutumda çocuğun yaptığı her şey hoş karşılanır ve aşırı özgür bırakılır.
  • Çocuğa neyin doğru neyin yanlış olduğu hiçbir zaman anlatılmaz.
  • Etkili bir denetimden uzaktırlar.
  • Büyük bir problem yaşanmadan çocuğa karışılmaz.

Aşırı Hoşgörülü Ailede Yetişen Çocuklar;

Anne-babayı kendi denetimlerine alırlar.

Okulda, sosyal çevrede kuralsızlığa alışan bu çocuklar uyum sorunu yaşarlar.

Sabırsız,şımarık, antisosyal, kırılgan, her dediğinin anında olmasını isteyen bireylerdir.

Ailelere Öneriler

  • Çocuğunuzla her gün sohbet edebilecek zaman dilimi oluşturun.
  • Aktif bir dinleyici olun.
  • Kendi kararlarını kendi vermesi için uygun ortam yaratın.
  • Yapılan yanlış davranışlarda yanlışın çocuğun kişiliğinde değil davranışında olduğunu güzelce belirtin.
  • Çocuğunuzun fikirlerine saygı gösterin, eleştirmeyin, yargılamayın, kıyaslamayın, sevgiyle onaylayın.

Bunları uyguladığımızda çocuğun kendini değerli birey olarak hissetmesi sağlamış oluruz.Çocuk kendine değer vermeyi öğrendiğinde topluma sağlıklı, kendi fikirlerini üretebilen ,yaratıcı, sevgiyle büyüyen bir birey yetiştirmiş oluruz.

Yazar

Zozan BUCAK

Psikolojik Danışman

Ağustos 11, 2021

Yağ Kaybı Oluşturmanın Püf Noktaları

Merhabalar , bugün sizlerle yağ kaybı oluşturmanın püf noktalarını konuşacağız.Çoğu zaman yapılan bilinçsiz diyetler sonucunda vücudunuzda maalesef su ve kas kaybı oluyor.Tartıda azalma söz konusu olsa bile kayıp yağdan olmadığı takdirde vücudunuzda sarkmalar oluşabilir ve hedeflediğiniz görünüme ulaşmanız daha da zorlaşabilir.Bu sebeple yağ kaybının olması bizler için önemli.Peki yağ yakmak için ne yapılmalı? Püf noktalarını konuşalım ☺

1) Su İçin

Suyun sıfır kalori olduğunu unutmayın!

Düzenli su içimi; sindirimi kolaylaştırır, kabızlığı önler, kan basıncını dengeler, besinleri ve oksijeni hücrelere taşır, eklemleri ve organları korur, vücut ısısını sabit tutar ve elektrolit dengesini sağlar.

2) Toplam Yağ Miktarını Ve Doymuş Yağ İçeren Besinleri Azaltın

Doymuş yağ içeren katı ve hayvansal yağlar, işlenmiş etler, etlerin yağlı kısımlarını sağlıklı ve kalıcı zayıflamada yememek gerekiyor.Günlük yağ gereksiniminizi karşılamak için zeytinyağı tercih etmeniz en doğru seçenek!

3) Yeteri Kadar Karbonhidrat Tüketin

Hızlı bir şekilde yağ yakmak için yeterli miktarda karbonhidrat da tüketmeniz gerek. Ama elbette karbonhidrat deyince ilk anda aklınıza gelenleri değil.Beslenmenize basit karbonhidratlar yerine kompleks karbonhidratlar eklemelisiniz. Çünkü basit karbonhidratlar çok kolay sindirilir, hızla kana karışır, kan şekerini hızla yükseltirler ve aynı zamanda da hızla düşmesine neden olabilirler. Kompleks karbonhidratlar ise vitamin, lif ve besleyici değeri yüksek olan yiyeceklerde bulunurlar, rafine edilmemiştir yani lifleri ayrılmamıştır.Sindirimleri daha uzun sürdüğü için kan şekerini çok hızlı yükseltmezler.

4) Lifli Besinler Tüketin

Sağlıklı bağırsaklar ve yağ yakımı için lif tüketimi şart! Çocuklar ve yetişkinler günde en az 20- 30 gram life ihtiyaç duyarlar. Bütün meyve ve sebzeler, tam tahıllar iyi birer lif kaynağıdırlar.

5) Öğünlerinizi Atlamayın

Güne sağlıklı bir kahvaltı ile başlayanlar gün boyu dengeli bir tokluk düzeni yaşayacaklar.Günde 3 ara 3 ana öğün yapmanız kan şekeri dengenizi korumaya ve metabolizma hızınızı artırmaya yardımcı olacaktır.Böylece yağ yakmaya başlayacaksınız!

6) Uyku Düzeninize Dikkat Edin

Bir yetişkin olarak günde en az 7 saat uyumaya dikkat etmelisiniz. Bu uyuma evresinde, vücudumuz çalışmaya devam ederek sağlığımızı korumak adına yapacak görevleri yerine getirecektir.

7)Sık Ve Düzenli Yürüyüşler Yapın

Yürüyüş yapmak, günlük yaşama en uygun aynı zamanda en kolay egzersiz türlerinden biridir.Haftanın 5 günü en az 45 dk ila 1 saat arasında yürümeyi hedefleyin. Aralıksız en az 45 dk yürüyemiyorsanız, bunu hızlı bir tempoda 2 ila 4 seferlik 15 dakikalık yürüyüşlere çevirin.

SAĞLIKLA KALIN…

Yazar

Melis GÜZLE

Diyetisyen

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Motivasyonun Yolculuğu

Aile olmak başlı başına zor bir iştir. İşin içinde çocuğunuzun üstündeki başarılı olma ve gelecek kaygısı sonucu oluşan baskılar işleri daha da zorlaştırır. Maalesef aile bu yolda kendisi ve çocuğu için zararlı olabilecek durumlar ortaya çıkarabilir.

Her aile çocuğu için iyi olanı hedefler. En güzel motivasyon tanımımız yaptığınız işi isteyerek yapmaktır. Sporcuların maksimum performansına ulaşamamasının sebebi sporcunun motivasyon düzeyidir. İçsel motivasyon kaynaklarımıza örnek olarak; başarma arzusu, kendini kanıtlama sayılabilir. Dışsal motivasyon kaynaklarımıza örnek ise; para kazanma ile ödüllendirilme gibi sporcunun dışından gelen faktörlerdir. Dışsal sporcunun kontrolünde olmamasına rağmen içsel motivasyon kaynağını kontrol altına almak sporcunun elindedir. Önemli olan sporcunun motivasyon kaynağını ortaya çıkararak harekete geçirmektir. Zaman zaman antrenörlerin de takımla veya sporcularıyla ilgili kendi motivasyonları düşebilmektedir. Bu noktalarda da biz spor psikologları görev almakta ve antrenörlere de destek olmaktayız. Asıl konu ise hedef ve doğru durum analizi yapmaktır. İyi bir değerlendirme sonrası ortaya çıkan güçlü ve zayıf yönler doğrultusunda başarı yakalamak kaçınılmazdır.

 Spor psikologları olarak ; Küçük yaşta çocukları spora başlayan ailelere destek olmak birinci hedefimizdir. Ailelere nasıl iletişim kurmaları gerektiği ve çocuklarının duygusal ihtiyaçlarının neler olduğu hakkında aileleri bilgilendiririz. Yapılan hatalardan biri; çocuklarını arkadaşlarıyla karşılaştırmaktır. Karşılaştırma sonucunda çocuğunuzun performans kaygısı yüksek seviyelere çıkabilir ve sonrasında sporu bırakmaya yönelik sonuçlar doğurabilir. Uzman desteği almak ise çocuğunuzu yaptığı sporda başarılı ve mutlu olmasını sağlar. Taktik ya da fiziksel performans nasıl uzman kişiler tarafından planlanıp, uygulanılan çalışmalarla en üst seviyeye çıkartılabilirse, sporcuların psikolojik durumları da ancak uzman kişiler tarafından planlanıp, uygulanılacak çalışmalarla en üst seviyeye çıkarabilir. Zihinsel antrenmanlar da, fiziksel antrenmanlar gibi uzman kişilerden yardım alınarak devamlı ve düzenli bir şekilde yapılmalıdır. Bu sayede her sporcu kendi içsel kaynaklarını bulup harekete geçirebilir. Takım ya da bireysel, artık tüm şampiyonluk bu yoldan geçiyor.

Yazar

 

Gözde ACARAY

Uzman Psikolog

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Sevmek Başka Kabul Etmek Başka

Anne-babalara “ Çocuğunuzu seviyor musunuz ? “ diye sorulursa büyük ihtimalle soruyu yadırgar ,böyle bir soruyu yöneltene de kızarlar. Çoğu ebeveynin sevmek ne kelime onun için ölürüz , çocuk gibisi var mı ,her şey bir yana çocuğumuz bir yana ,hayatımızın anlamı o gibi sözleri duyar gibiyim. Çocuğu sevmek elbette ki doğaldır. Şüphesiz ki anne-babalar çocuklarını çok seviyorlar. Ancak bir durup düşünecek olursak çok sevdiğimiz çocuğumuzu gerçek anlamda olduğu gibi kabul ediyor muyuz ? Sevdiğimizi söylemek kabul etmek anlamına gelir mi ? Çünkü sevmek ve kabul etmek arasında fark vardır.

Birini sevmek onun varlığından hoşlanmak , bizde yarattığı hoş duygular ile onu görmek ,onunla vakit geçirmek, varlığının bize iyi gelmesidir. İsteklerimize olumlu cevaplar veren , bizimle ilgilenen , davranışlarıyla bizi dikkate aldığını gösteren kişilere sempati duyarız. Bu açıdan bakıldığında , biraz daha kazanımlarımızla ilgilidir.

Bir insanı kabul etmek ise sevmenin ötesinde bir şeydir. Sevmek kabul etmek için yeterli değildir. Kabul etmek daha zahmetlidir  ve emek ister. Kendi egomuzla yüzleşmek ve egomuzun pürüzlü yanlarından kurtulmak zorundayız. Kabul etmenin özünde saygı duymak yatar. Bu arada kabul etmeyi onaylamak ile karıştırmamak gerekir. Kişiyi olduğu gibi kabul etmek onun her şeyini onaylamak demek değildir. Kabul ediş , kişinin varoluşuna karışıp müdahale etmeden onun kendisi olma hakkına saygı duymaktır.

Kısaca özetlersek ; bir ebeveyn olarak çocuğumuzu sevdiğimizi sanmak , abartılı sevgi gösterilerinde bulunmak, gerçek anlamda kabul etmek için yeterli değildir. Gerçek ilişkiler ile  iletişim , sevgi ve saygının buluştuğu noktada kurulabilir. Bunun için çocuklarınıza sevginizin dışında ; varlığına ve varoluşuna saygı duymak , fikirlerine değer vermek , ona kendini ifade etme şansı sunmak ,doğal sınırları içerisinde sevmediği istemediği şeyleri keyfi olarak dayatmamak , onlara günlük yaşamda doğal sınırlar içerisinde seçim yapma hakkı vermek ve  kararına saygı göstermek gerekir.

Çocuklarınızı mükemmel olması için zorlamayın , kendi egolarınızı tatmin etmek için kısıtlamayın ,onlara hata yapma şansı  tanıyın . Hata yaptıkları için  suçlamak , aşağılamak  veya  eleştirmek yerine hatalarından ders çıkarıp doğruları öğrenmesi için teşvik edin. Bizler çocuklarımıza rastgele , abartılı ve anlamsız tepkiler vermezsek çocuklarımız da kontrolsüz davranışlar sergilemezler . Çünkü her çocuk anne-babasının aynasıdır. Yetişkin olduklarında  anne-babadan gördüklerini  gösterirler , hissettiklerini hissettirirler , öğrendiklerini öğretirler. Bu kısır döngü siz zincirleri kırmayana kadar sürer gider .. Kabul eden anlayan bir ebeveyn  çocuk  için büyük şanstır .                 Çocuğunuzun şansı olun lütfen ..

Yazar

 

Caner TANRIVERDİ

Psikolojik Danışman

Temmuz 8, 2021

Siber Zorbalık

Literatür anlamı olarak siber zorbalık, bilerek birine zarar vermek için bir kişi ya da grup tarafından İnternet, cep telefonu, bilgisayar ve diğer haberleşme araçları ile kişiyi utandırmak, üzmek, aşağılamak, taciz etmek ve incitmek için mesaj atmak, yorum yazmak ve fotoğraf paylaşımı gibi kişiye yönelik agresif ve bilinçli eylem davranış şeklidir. Siber zorbalık genel anlamda günlük hayattaki yüz yüze yapılan zorbalığa benzerdir. Fakat, gerçek hayatta karşı karşıya gelindiğinde, yapılmaya cesaret edilemeyecek hareketler, söylenmeye cesaret edilemeyecek sözler, siber alemde çok daha kolay sarf edilebilmektedir. Küçük yaştaki çocuklar ve gençler arasında yaygın olan siber zorbalık, yetişkinler tarafından meydana geldiğinde ciddi yasal yaptırımlar uygulanmaktadır. Siber zorbalığı fark etmek bazen oldukça kolaydır. İnternet bağlantısına sahip herhangi bir cihaz kullanan herkes siber zorbalık eylemi gerçekleştirebilir.

Zorbalar, çocukların ve gençlerin yakın çevresinden olabileceği gibi anonim de olabilirler. Örneğin, bir arkadaşınız, çevrenizdeki birisi size kırıcı, kaba ya da acımasız bir mesaj, sosyal medyada bir yorum gösterdiğinde bunun siber zorbalık olduğunu anlarsınız. Ancak, mağdurun çevrimiçi kimliğini ele geçirmek ya da mağdura zarar vermek ve onu utandırmak adına kişisel bilgilerini, fotoğraflarını ve videolarını yayınlamak gibi diğer eylemler fark etmesi daha güç olabilir. Bazı bireyler sahte hesabın, web sitesinin ya da çevrimiçi kişiliğin yalnızca kendilerine yönelik taciz ve zorbalık amacıyla oluşturulduğu şikayetinde bulunuyorlar. Bir çok çocuk zorbalığa uğradığını ebeveynlerine dahi bildirmekten çekindiği için kaç çocuğun bu duruma maruz kaldığını tespit etmek oldukça zor. Ancak, siber zorbalığın yaygınlığı ile ilgili son dönemde yapılan araştırmalar, yaklaşık olarak 4 ergenden 1’inin siber zorbalığa maruz kaldığını ve 6 ergenden 1’inin de başkasına siber zorbalık yaptığını kabul ettiğini gösteriyor. Bazı çalışmalarda, ankete katılan ergenlerin yarısından fazlası sosyal ya da dijital medya üzerinden tacize uğradıklarını belirttiler.

Siber zorbalığın en sık görüldüğü platformlar;

  • Facebook, Instagram, Twitter ve Snapchat gibi sosyal ağlar
  • Doğrudan cihazlar aracılığıyla gönderilen kısa mesajlar (SMS)
  • E-mail sağlayıcıları, uygulamalar veya sosyal ağların sunduğu anlık mesajlaşma servisleri
  • Sohbet odaları
  • Online oynanan oyunlarda sohbet pencereleri

Siber zorbalık büyük oranda Facebook, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya platformlarında gerçekleşiyor. Son yıllarda akıllı telefonların ve sosyal medyanın yaygınlık kazanmasıyla, Whatsapp gibi anlık mesajlaşma uygulamalarının popüler hale gelmesiyle siber zorbalıkta artış görüldü. Sosyal medya üzerindeki zorbalık, genel hatlarıyla şu durumları içermektedir; bir kişinin fotoğraflarına olumsuz ve kırıcı şeyler yazmak, bir kişinin duvarına taciz edici şeyler yazmak, bir kişiyle dalga geçmek için onun fotoğraflarını ve videolarını kullanmak, bir kişinin sosyal medya hesabını çalıp buradaki bilgileri ifşa etmek.

Peki, siber zorbalık çeşitleri nelerdir?

Siber zorbalık eylemlerinin hepsi bir değildir. Yapısı itibariyle, karşılaştığınız veya karşılaşabileceğiniz eylemlerin tümü kendi içinde farklılıklara sahiptir. Sorunun ne olduğunu anlamak veya siber zorbalıktan korunmak için sorunun çeşitlerini bilmenizde büyük fayda var.

1.İfşa: Mağdurun sosyal medya hesaplarının ele geçirilerek komik gösterilmesi veya saygınlığını yitirmesine neden olacak eylemlerin gerçekleştirilmesi şeklinde açığa çıkar. İnternette paylaşılan bilgileri silmek ve tamamen yok etmek neredeyse imkansız olduğundan, bu yöntem mağdurun dijital saygınlığına kalıcı zararlar verebilir.

2. Bir başkası gibi davranmak: Üretimi daha fazla otomatikleştirmek için elektronik ve bilişim teknolojilerinin kullanımına dayanmaktadır.

3. Suçlama: Suçlama yoluyla; biri veya birileri, sizlerin dijital saygınlığını ve arkadaş ilişkilerini zedelemek için onu küçük düşürecek paylaşımlar yapabilirler. Genellikle bu saldırılar kişiseldir ve mağdurda öfke ve üzüntü yaratır.

4. Trolleme: Trollüğün ne olduğuna artık hepimiz aşinayız ama trollük de kişinin üzerinde suçlama ve cevap vermesi için baskı kurulduğunda bir siber zorbalık eylemidir.

5. Hilecilik ve Şantaj: Hileciler bireylerin güvenini kazanarak, onların yüz kızartıcı bilgilerini ve sırlarını öğrenirler. Sonra bu sırları internet üzerinde herkesin görebileceği şekilde paylaşırlar. Hileciler bazen elde ettikleri bilgileri şantaj yapmak için de kullanırlar. Bu kişiler mağdurun yakın çevresinden olabileceği gibi, tanımadığı biri de olabilir.

 

Siber Zorbalık Belirtileri Nelerdir?

  • İnternet ve telefon kullanımı sırasında ya da sonrasında üzülmek
  • Dijital yaşam konusunda fazla gizli ve korumacı davranmak
  • Aile bireylerinden, arkadaşlardan ve aktivitelerden uzaklaşmak
  • Okuldan veya grup toplantılarından kaçınmak
  • Okul notlarının düşmesi ve evde öfkeli davranmak
  • Ruh hali, davranış, uyku ve iştahta değişimler
  • Bilgisayar veya cep telefonu kullanmayı bırakmak istemek
  • Anlık ileti, mesaj ya da e-posta geldiğinde gergin ve ürkek davranmak
  • Bilgisayar ya da cep telefonu ile ilgili konuşmalardan kaçınmak
  • Evde sürekli kızgın, öfkeli ve tedirgin davranışlar sergilemek
  • Mağdurda özgüven düşmesi
  • İntihara eğilim
  • Hayata karşı daha çekingen ve depresif duygu durumları sergilemek
  • Depresyon, kendinden memnuniyetsizlik

 

Siber Zorbalıktan Korunmanın Yolları Nelerdir?

Siber zorbalıktan kurtulmak ya da siber zorbalığa hedef olmamak için hem ebeveynlerin hem de gençlerin bilmesi gereken bazı yollar söz konusudur.

  • Sanal ortamda kişisel bilgilerinizi paylaşmayın. Sosyal medyada telefon numaranızı, gittiğiniz okulu ve bölümü, kullandığınız şifreleri alenen açıklamayın. Zira bu bilgiler ışığında siber zorbalık yapan kişiler, işi daha da büyüterek sizi günlük gerçek yaşamda da takip edebilirler. Instagram hesabınızı herkese açık yapmayın. Instagram hesabınızda paylaştığınız fotoğraflar, çeşitli siteler tarafından internetin hafızasına alınır.
  • Eğer tahrik ve taciz amaçlı bir mesaj, mail ya da SMS alırsanız bu mesaja cevap vermeyin. Bu nedenle sizi sinirlendirse ya da korkutsa bile kimden geldiğini bilmediğiniz mesajlara cevap vermeyin. Cevap verseniz bile nötr bir tonda iletişim kurun. Korktuğunuzu, paniğe kapıldığınızı belli etmeyin ve üslubunu koruyun. Karşı taraf küfür ediyorsa siz etmeyin. Zira siber zorbanın amacı sizin günlük hayattaki rutininizi alt üst etmek ve sizi olumsuz anlamda harekete geçirmektir.
  • Sosyal medya üzerinde bir kişinin uygunsuz fotoğrafları ya da bu kişi hakkında uygunsuz iddialar dile getirildiği zaman siz de o anın coşkusuna kapılarak bu mesajları paylaşmayın, paylaşmayın, beğenmeyin. Bu nedenle beğendiğiniz, paylaştığınız içeriklere özen gösterin. Zira başka birinin başına gelen siber zorbalığın yayılmasına istemeden de olsa katkı sağlayabilirsiniz. Bu nedenle empati kurmaya gayret edin.
  • Eğer tehdit, tahrik, küfür, hakaret, aşağılama içerikli bir mesaj alırsanız bu mesajlara cevap vermeyin; ancak bu mesajları da silmeyin. Olay hukuki sürece taşınırsa bu mesajları kanıt olarak gösterebilir ve siber zorbanın kimliğine ulaşılmasına yardımcı olabilirsiniz. Sizi rahatsız eden bir mesaj alırsanız bunu ailenize ve öğretmeninize gösterin. Olay gerçekten vahimse, güvenlik güçlerine ve savcılığa başvurulabilir.
  • İletişim araçlarının güvenlik yazılımları sıkı ve güncel olmalıdır.
  • Yüz yüze ilişkilerdeki etik kurallar sanal ortamda da aynıyla uygulanmalıdır.

SİBER ZORBALIK BİR SUÇTUR! FARKINDA OL, ÖNLEM AL!

Yazar

 

Feyza DİLMEÇ

Psikolojik Danışman

Temmuz 8, 2021
Temmuz 8, 2021

Sağlıklı Beslenmek

Bugün sizlerle ‘’sağlıklı beslenmek’’ hakkında biraz konuşalım istedim.Sağlıklı beslenmenin gerçekten düşünüldüğü kadar teferruatlı olup olmadığına yazıyı okuduktan sonra karar verin.Aslında çok kolay ve sürdürülebilir bir beslenme biçimi.Her şey dengeden ibaret.

Sağlıklı beslenmenin temel ilkelerine gelin birlikte göz atalım.

1) Dengeli beslenin

Az önce de dediğim gibi vücudumuzda her şey dengeden ibaret.Her besin grubundan günlük gereksinimlerinize göre ihtiyacınız olan miktarı karşılamanız gerekiyor.Tabiki gereksinimler kişinin biyolojik ve fizyolojik özelliklerine göre değişir.Bu sebeple herkesin aynı miktarda tüketmesi yanlıştır.

2) Güne kahvaltı ederek başlayın

İnsan vücudu uyurken bile enerji harcamaya devam eder ancak metabolizma hızınız biraz yavaşlar. Sabah uyandığınızda enerjinizi ve metabolizma hızınızı geri kazanmak için mutlaka kahvaltı yapmalısınız.Eğer kahvaltı öğününüzü atlarsanız gün boyu yorgunluk , dikkat dağınıkılığı ve sürekli bir şeyler atıştırma isteği sizinle olabilir.

3) Az az ve sık sık yemek yemeyi tercih edin

Beslenme düzeninizde günde 3 ana öğün , 3 ara öğün olmalıdır.Günde sadece 2-3 öğün veya daha az sıklıkta beslenenlerde düzensiz kan şekeri salgılanması, daha fazla açlık hissi ve kilo problemi görülmekte. Beraberinde de birçok hastalık tetiklenmektedir.

4) Ara öğünlerinizi atlamayın

Ara öğün , kan şekeri dengesini korumak ve metabolizma hızını artırmak için mutlaka yapılması gereken öğünlerden biridir.Ana öğünleri 2-3 saati geçmeyecek şekilde tüketilmedir.Amaç; kan şekerinizi dengede tutup çabuk acıkmayı ve bir sonraki öğünde çok fazla yemeyi engellemektir.Ara öğünlerinizde sağlıklı ve lifli atıştırmalıkları seçerseniz günlük aldığınız lif, vitamin ve mineral miktarını da artırmış olursunuz.

5) Su içmeyi ihmal etmeyin

Su tüketimi, öncelikle vücudunuzun temizlenmesi ve organlarınızın işlevi için oldukça önemlidir. Su, hücrelere besin ve oksijen taşır.Vücudumuzdaki toksinlerle savaşmak ve onları atmak için de önemli. Özellikle de üriner sistem enfeksiyonları ve böbrek taşlarının önlenmesinde ve tedavisinde suyun etkisi çok büyük. Günde 2-2.5 litre su içmeye özen gösterin.

6) Doğru yağ tüketimine önem verin

Yağ, insan vücudu için gerekli olan enerji kaynaklarından biridir. En bilinir özelliği vücudu dış etkenlerden koruması ve A, D, E, K, vitaminlerinin emilimini sağlamasıdır.Doymuş ve trans yağlar kalp damar hastalıklarına ve diyabete yakalanma riskini yükseltmektedir. Doymamış yağlar vücudun gereksinim duyduğu zorunlu yağ asitlerinin en iyi kaynaklarıdır.Omega-3 ve E vitamini açısından da zengin olan doymamış yağlar hem zihinsel gelişim hem de bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur.Bu sebeple beslenmenizde zeytin , zeytinyağı ,fındık yağı , kuruyemişler ve avokado gibi sağlıklı yağları doğru miktarda tüketmeniz önemli.

7) Tuz tüketiminizi azaltın

Yüksek miktarda tuz tüketimi, yüksek miktarda sodyum alımına neden olur. Birçok insan kan dolaşımında ve böbreklerinde biriken fazla sodyumu atmakta zorlanır ve vücutta sodyumu seyreltmek için su kullanımı arttırılır. Bu hem sıvıyı çevreleyen hücrelerin miktarını hem de kan

dolaşımındaki kan hacmini artırır.Böbrek ve kalp-damar hastalıkları başta olmak üzere birçok kronik hastalığı da beraberinde getirir.Bu sebeple günlük tuz tüketiminizi 5 grama yani 1 çay kaşığına indirmeye çalışın.

8) Yiyecekleri pişirirken dikkatli olun

Mutfağınızda sağlıklı besin seçiminiz kadar onları nasıl pişirdiğiniz de önemlidir. Gıdaların besin öğesi kaybını daha aza indirmek ve sindirimi daha kolay hale getirebilmek için kızartma,kavurma,tütsüleme yerine en sağlıklı pişirme yöntemlerinden haşlama, buğulama, güveçte pişirme ve fırınlama yöntemlerini kullanın.

9) Daha az şeker ve şekerli besin tüketin

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şekerlerden aldığımız enerji günlük aldığımız enerjinin %10’unu geçmemeli.Meyvede ve sebzelerde zaten şeker bulunduğu için ve rafine edilmiş beyaz şekerin protein, yağ, vitamin, mineral gibi hiçbir besin öğesi içermediği için vücudunuzun ihtiyacı yok.Ayrıca obezite başta olmak üzere birçok hastalığı da beraberinde getiriyor.

10) Son olarak ‘’Besinler iyi ya da kötü değildir’’

İçeriği diğer besinlere göre daha az sağlıklı olan besinleri hayatınızdan tamamen çıkartmanıza gerek yok.Sağlıklı beslenmek sadece çok sağlıklı besinleri tüketmeniz gerektiği anlamına gelmez.Beslenme düzeninize daha az sağlıklı besinleri de ekleyebilirsiniz.Önemli olan sıklığı ve porsiyon miktarı.

Bir sonraki yazımda vücudunuzda yağ kaybı oluşturmanın püf noktalarını konuşacağız. Sağlıkla kalın

Yazar

Melis GÜZLE

Diyetisyen