Mayıs 5, 2023
Mayıs 5, 2023

Merhabalar! Bu ayki konumuz sağ ve sol beyin bölgeleri.  İnsan beyni davranış ve düşünme biçimine göre, sağ beyin – sol beyin şeklinde ikiye ayrılır. Yapılan araştırmalara göre bizler, beynimizin gerçek potansiyelinin küçük bir bölümünü kullanıyoruz. Bu araştırmalar her geçen gün beyinle ilgili yeni bilgiler veriyor. Kişinin duygularını tanıması ve beynini doğru yönlendirmesi oldukça önemlidir.  Meslek seçimlerinde bile baskın beyin bölümünün etkileri büyüktür. Birçok insanda sadece bir lob baskınken, bazı insanlarda ise iki lobu da dengeli kullanabilmektedirler. Peki bu beyin bölgelerinin farkları nelerdir?

Sol beyin analitiktir.

Sol beyin, kelime ve sayılarla ilgilenen, sağ beyne nazaran geçmişin üzerinde daha çok duran beyin alanıdır. Sol beyin ’eğer’ ve ’fakat’ sözlerini çok kullanır. Bu iki kelime hemen karar vermemeyi ifade eder. Beynin sol tarafı, bir şeyi anlamaya çalışırken aynı zamanda ertelemeye de yatkındır. Ayrıca benmerkezci olma eğilimindedir. Kendisini mutlu edecek şeyleri önemser.

Sağ beyin duygusaldır.

Sağ beyin farklılıklara açıktır. Deneme-yanılma yoluyla karar verir. Duygusal alanlarla ilgili olduğu için istekleri hemen olsun ister. Stratejik düşünmek yerine, taktik bulur. Hızlı karar verip harekete geçmek eğilimindedirler. Sağ beyni baskın çalışan kişiler iradelerine duygularını katarlar. Bir insanla iş yaparken ya da onun hakkında karar verirken kâr-zarar analizi yapmaktan çok, onu sevip sevmediklerini ölçü alırlar.

Sağ beyin, sol beyne göre daha empati kurmaya yatkındır.

Sol beynin önceliği kendisindeyken, sağ beynin önceliği başkalarındadır. Sağ beyin, başkalarıyla çok kolay empati kurabilir. Sol beyinde niyet önemli değildir. Sürece ve sonuca bakar. Sağ beyin ise niyete göre hareket eder. Sol beyin çok hayal kurmaz ama sağ beyin hayalcidir. Yine sağ beyin sezgilere çok değer verir. Beyin görüntüleme çalışmalarında sol beynin görsel unsurlara hızlı tepki verdiği ortaya çıkmıştır. Oysa sağ beyin duygusal sayılabilecek uyarılara daha çabuk cevap vermektedir.

Sol gerçekleri, sağ beyin duyguları analiz eder.

Sağ beyin pembe düşler görür. Gerçeklerden uzak hayaller kurmak onun işidir. Sol beyin ise, hayali ve sezgileri önemsemez, kullanmaz. Sağ beyin dişil özellikler barındırdığı için, sezgisel düşünmeye yatkındır ve sezgilerinde çoğunlukla haklı çıkar. Sağ beyin duygusal kararlar verdiği için, bu kararları inanarak vermek ister. Sol beyin, inanamasa da karar vermekten yanadır. Sol beyinde erkeksi özellikleri baskındır. Sağ beyin ise dişil özellikleri vardır. Sol beyin anlamaya çalışırken, sağ beyin hissetmek için uğraşır. Sol beyin karşılaştığı olaylarda çıkarı doğrultusunda tepkiler verirken, sağ beyin empatik bir bakışıyla yaklaşır.

Peki sizin hangi beyin bölgeniz baskın?

1- Parmakların iç içe geçecek şekilde avuçlarını birleştirdiğinde sağ başparmağın üstte mi kalıyor, altta mı? a) üstte b) altta

2- Yeni tanıştığın veya uzun süre görüşmediğin birinin yüzünü mü yoksa ismini mi daha kolay hatırlarsın? a) yüzünü b)ismini

3- Aşağıdaki okul derslerinden hangisi hep daha çok ilgini çekmiştir?

  1. a) Sosyal bilgiler-Türkçe b) Matematik- Fen

4- Aşağıdaki spor alanlarından hangisi sana hitap ediyor?

  1. tek basına yapılan spor b) takım sporları

5- Uyandığında rüyanı hatırlayabilir misin? a) evet b) hayır

6- Eline kalem gibi düz bir nesne al. Sağ veya sol gözünü kırpmadan nesneyi düz bir kenara doğru tut (hizala). Şimdi bir gözünü kırp ve nesnenin yer değiştirip değiştirmediğine dikkat et. Sonra tam tersini yaparak diğer gözünü kırp ve nesnenin yer değiştirip değiştirmediğine dikkat et. Hangi gözünde hiza değişti? a) sol b)sağ

7- Şuan saate bakmadan saatin kaç olduğunu tahmin et.

  1. a) 10 dakikadan fazla tahmin ettin. b) 10 dakikadan az tahmin ettin.

8- Yüz yüze iletişim halindeyken jest (hareket) ve mimiklerini nasıl kullanıyorsun?

  1. fazla kullanırım b)çok az kullanırım

 

Şimdi tüm cevaplarınızı sayın. A’lar çoğunluktaysa ‘SAĞ’ beyin bölgenizi; B’ler çoğunluktaysa ‘SOL’ beyin bölgenizi baskın kullanıyorsunuz. Eğer cevaplarınız eşit ise, her iki beyin bölgenizi de orantılı kullanıyorsunuz demektir.

 

Psikolog Hazal Sansür

 

Aralık 13, 2022

Merhabalar!  Duygusal manipüslasyon, bir ilişkide kadın ya da erkeğin diğerini duygusal baskı altına alıp, hareket alanını kısıtlamasına, emin olunan konularda bile sürekli bir tarafın kendinden şüphe etmesine ve kendisini sinmiş hissetmesidir. Herkesi memnun etme çabası, olumsuz duygulardan kaçınma isteği, hayır diyememek, sınırlarınızın olmaması, öz güven eksikliği, kontrol edilme isteği duygusal manipülasyona uğramanızı daha hassas hale getirir. Manipülatif bir karakterin temel özelliği aslında yaptığı bütün eylemleri partneri için yapıyor ve fedakarlıkta bulunuyormuş izlenimi yaratmasıdır.

Her şeyin kusursuz bir yansımasının yaşandığı ilişkide; mutsuz olan tarafın mutsuzluğu basit yargılamalarla küçümsenmeye başlanır. ”Gerçekten buna mı kırıldın?”, ”Bunu düşündüğüne inanamıyorum.” Kırgınlıkları bile küçümsenen kişi, kendisine duyduğu saygıyı ve güveni tümden yitirmeye çok yaklaşır. Manipülatif karakter küçük oyunlarla partnerini zamanla pasifleştirir. Partnerini sürekli eleştirerek kişiliğine yön verir, ona kendi isteklerini unutturur, özsaygısını tüketir. Bunun sonucunda depresyon, bağımlılık başlar ve mağdur kaçıp kurtulma yetisini de yitirir. Kişinin manipülatif biri olup olmadığını aslında davranışın kendisinden ziyade o davranışın arkasındaki niyet, davranışı gerçekleştirme sıklığı ve davranışın ortaya çıktığı bağlam belirler.

Peki romantik ilişkilerde partnerler birbirlerini sıklıkla nasıl manipüle eder?

-Suçluluk hissettirmek.

Önemsediğimiz insanların beklentilerini karşılayamadığımızda üzülür ve suçluluk hissederiz. Eğer partnerinizi kendisi hakkında neyin kötü hissettireceğini biliyorsanız ve bunu istediğinizi elde etmek için kullanıyorsanız ona duygusal şantaj uyguluyor olabilirsiniz.

Partneri kendi fikrine ikna etmek için başkalarını kullanmak.

Bu davranış, kişi partnerini ikna etmek için başkalarının fikirlerini öne sürdüğünde görülür. “Herkes böyle düşünüyor.”, “En yakın arkadaşlarımız yılda en az iki kez tatile çıkıyor.”, “Çok yeni bir araştırmaya göre”¦” gibi cümleler bu davranışa örnek oluşturabilir.

-Kendi hatalarını gizlemek.

Eğer partnerinizin eleştirilerini duymak istemiyor veya sizden hayal kırıklığı duymasından korkuyorsanız, yanlış yaptığınız şeyleri ondan gizleme eğilimi gösteriyor olabilirsiniz.

-Kişinin davranışlarına aşırı, süslenmiş ve yanlış nedenler sunarak gelecek kötü bir tepkiyi azaltmaya çalışması.

Eğer partnerinizin üzüleceği bir şey yaptıysanız onu kendi tarafınıza çekmek için hikayeyi biraz değiştiriyor olabilirsiniz. Çünkü o koşullar altında en makul olanının yaptığınız olduğuna onu ikna ederseniz gelmesi muhtemel olan negatif bir tepkiden kurtulacağınızı düşünebilirsiniz.

-Partnerin duygularıyla ilgili kötü hissetmesi için aşırı tepki vermek.

Eğer partnerinizin duygusal olarak karmaşık durumları ya da abartılı anları sevmediğini biliyorsanız drama yaratmak, başvurabileceğiniz bir yoldur.

-Daha sonra istediği şeyi elde etmek için şimdilik uyumlu davranmak.

Bu en sık görülen manipülatif davranışlardan biridir. İlişkideki yakınlık arttıkça partnerler birbirlerini neyin mutlu edeceğini daha iyi bilirler. Kişi, partneri kendisini daha sonra kolaylıkla reddedemesin diye öncesinde onu mutlu edecek şeyler yapmaya çalışır.

Psikolog Hazal Sansür

Aralık 13, 2022

Merhabalar! Anne ile bebek arasındaki bağ doğumdan önce, bebeğin ana rahmine düşmesiyle başlar. Dünyaya gözlerimizi açtığımız ilk andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu, güven duygusudur. Yaşamın ilk iki yılında anne ile bebek arasında kurulan bağ, yaşam boyu kuracağımız bütün ilişkilerin temelini oluşturur. Yetişkinlik döneminde ilişkilere dair yüklediğimiz bütün anlamlar çocukluk dönemimizde şekillenir.

Çocuğun, annesini korunma ve destek ihtiyaçlarına yanıt verebilecek biri olarak algılayıp algılamaması önemli bir belirleyicidir. İhtiyaçlarına yanıt verilen çocuk olmak, kişinin ileride hem kendisiyle hem de çevresindeki kişilerle ilgili düşüncelerini belirler.

İhtiyaçlarına yanıt alamayan çocuk kendini değersiz ve sevilmez hissederken çevresindeki kişileri güvenilmez olarak algılar. Çocuklukta oluşan bu algı yetişkinlik hayatında kurulacak bütün ilişkiler üzerinde etkili olur.

Küçük yaşlardan itibaren kendimize ilişkin bir algımız oluşmaya başlar. Birçok kişisel özelliğimiz ve duygusal durumumuz ilişki geçmişimize bakarak anlaşılabilir.

Düşük özgüven ve düşük benlik saygısı, çocukluk dönemindeki ilişki bozukluklarından kaynaklanmaktadır. Kendine güven ve benlik saygısı düzeyimiz, çocukluk döneminde ne kadar sevildiğimiz ve değer verildiğimizle bağlantılıdır.

Ebeveynlerimiz tarafından dikkate alınmak, takdir edilmek ve şefkat görmek sağlam bir kişilik oluşumunda oldukça önemli kriterdir.

Kendimizi ne kadar yeterli ve güçlü hissettiğimiz, çocukluk yaşlarındaki desteklenme, önemsenme ve cesaretlendirilmemizle ilişkilidir.

Cesaretlendirilen çocuk keşfetmeye açıktır. Keşfettikçe yeni şeyler deneyimler ve öğrenir. Bütün bunlar özgüvenli bir bireyin oluşmasında atılan ilk ve sağlam adımdır.

Cesaretlendirilmeyen ve desteklenmeyen çocuklarda ise, ergenlik ve yetişkinlik döneminde kişilik bozuklukları ortaya çıkar.

Peki anne ile bebek arasındaki bağın sağlıklı kurulması için ne yapabiliriz?

📍Doğduğu andan itibaren bebek ile iletişim kurarken gözlerinin içine bakmak, bebek ile anne-baba arasındaki bağı kuvvetlendirir.

📍Özellikle hayatın ilk dönemlerinde, bebeklerin hayatında sabit bakım veren kişiler, sabit figürler olmalıdır.

📍Çocukların hayatlarındaki diğer bakım verenlerin sık sık değişmesi güvenli bağlanma ilişkisini kurulmasını olumsuz yönde etkiler.

📍Bebekleri, küçük çocukları ayrılıklara hazırlamak önemlidir. Örneğin; işe giderken bebekle konuşup onu ayrılığa hazırlamak için ”Ben şimdi işe gidiyorum sana anneanne ben yokken çok iyi bakacak. Akşam olunca eve geleceğim yine buluşacağız” diyebilirsiniz.

📍Evden çıkarken çocuğa görünmeden çıkmak, kaçmak, çocuğun size olan güvenini zedeler, güvensizlik duygularını pekiştirir ve ayrılığa tepkilerini artırabilir.

📍Bebekler ilk dönemlerden itibaren babalarına karşı da bağlanma geliştirirler. Babaların, bebeğin hayatındaki rolü çok değerlidir. Ne kadar zaman geçirdikleri, oyun oynamaları etkileşimde bulunmaları değerlidir.

📍Bebekle fiziksel temas kurmak, güvenli bağlanma için çok önemlidir.

📍Bebeğin duygularına uygun şekilde karşılık vermeli ve bebek için ulaşılabilir olunmalıdır.

 

Psikolog Hazal Sansür

 

Ağustos 20, 2022
Ağustos 20, 2022

Sosyal anksiyete ya da diğer adıyla sosyal kaygı bozukluğu eski adıyla sosyal fobi, sakar, salak veya rezil olma korkusudur. Sosyal kaygı bozukluğu yaşayanlar, yemek esnasında tıkanma, yazıları sırasında titreme, konuşmaları ve müzik aleti çalmaları durumunda becerememe gibi sosyal gaflardan endişelenirler. Sosyal açıdan anksiyöz bireyler belirgin şekilde kişilerarası durumlar konusunda endişelidir ve endişenin kaynağı başkaları tarafından incelenmektir. Sosyal anksiyetenin bedensel semptomları şunlardır:

Kıpkırmızı olma

Ses kısılması

Titreme

Terleme

Sosyal kaygı bozukluğuna klinik ortamda %4 ila %13 arasında rastlanmaktadır. Ortaya çıkması genellikle 15-16 yaşlarında olur. Kişi, kalabalıkların içinde herhangi bir aktivitede bulunmakta aşırı kaygı duyar. Sosyal anksiyete sahibi birey, sosyal gaf ve reddedilme korkusunu tetikleyen durumlardan kaçınmaktadır ya da aşırı kaygı yaşayarak buna katlanmaktadır. Nichols, bir araştırmasında aşağıdaki her maddenin vakaların en az yarısında gözlemlendiğini bildirmiştir.

  1. Başka insanların onayını alamama veya eleştirel tutuma maruz kalma algısı
  2. Başka insanların onayını alamama veya eleştirel tutuma maruz kalma tahmini
  3. Başka insanlardan yöneltilen, gerçekte var olmayan, eleştirel tutumu algılamaya ve tepki vermeye eğilim
  4. Başka insanlardan daha az güçlü ve daha az yetenekli olduğunu düşünme -özgüvensizlik-
  5. Uyumlu sosyal davranışlar konusunda esneklik gösterememe ve zorluklarla baş etmek için alternatif davranış sergileyememe
  6. Beklenen kaygıyı oluşturan olumsuz hayal gücü
  7. Başka insanlar tarafından yargılanma ve değerlendirilme endişesine yönelik duyarlılık
  8. Seyredilme düşüncesi
  9. Birden geri çekilmesinin dikkat çekici olacağı durumlara karşı korku
  10. Sosyal yönden kısıtlılık hissi
  11. Utançla ilgili duyusal dönütlerin abartılı yorumlanması
  12. Sosyal ortamlarda fiziksel duyumların fark edilmesi
  13. Kontrolünü kaybettiğinin görülmesi korkusu
  14. Gittikçe artan tedirginliğin deneyimlenmesi
  15. Kaygı tepkisinin ön görülmemesi

SOSYAL AÇIDAN ANKSİYÖZ KİŞİLER İÇİN BİRKAÇ ÖNERİ:

  1. OLUMLUYA YÖNELİN

Aklınızdan geçen negatif düşünceleri fark etmeye çalışıp bunları alternatifleriyle değiştirin. Sosyal yönden anksiyöz kişinin kendiyle alakalı birçok negatif düşüncesi bulanabiliyor. Kişi kişilerarası etkileşime girmezden önce “Ellerim terleyecek, titreyeceğim”, “Salak gibi görüneceğim, konuşamayacağım, kekelemeye başlayacağım, kıpkırmızı olacağım” vb. düşüncelere kapılıyorsa, stresi de artış gösteriyor ve bunu kendi kendine tetiklemiş oluyor. Bu sefer gerçekten bedeni olacağını düşündüğü tepkileri veriyor, her yeri titriyor, kalp ritmi hızlanıyor ve korktuğu başına geliyor. Paradokstan çıkmak ve bu olumsuz düşünceleri değiştirmek için iki yöntem öneriliyor. İlki, endişe edilen durumun tam zıddını yaşamayı hedeflemek. Anksiyöz kişi bu endişenin ağırlığını düşürüp kendiyle dalga geçmeyi, olaya mizahi açıdan bakabilmeyi öğrendiğinde bu durumun üstesinden gelebiliyor. İkinci tavsiye ise “heyecan hissi” ile barışmak, onu kabullenmekten geçiyor.

  1. GEVŞEYİN

Sosyal anksiyetede kaygı semptomları aşırı yüksek yaşandığından vücudun terlemesi veya titremesi, suratın kızarması vb. bedensel belirtiler çok sık görülür. Bu semptomların etkisini hafifletmek için rahatlatıcı egzersizler tavsiye edilir. Nefes ve kas gevşetme egzersizleri, sportif aktiviteler, meditasyon veya yoga gibi uygulamalar büyük yarar sağlar. Bu tarz uygulamalar bireyin kaygı düzeyini ve stres seviyesini azaltır.

Sosyal açıdan anksiyöz kişilerin birçoğu sosyal ortamlara girmekten kaçınır. Davetlere, partilere, doğum günlerine gitmez ya da sevdikleri kişiden gelecek daveti istemelerine rağmen kabul etmezler. Böyle durumlarda, kişiden en hafifinden en ağırına dek kendinde kaygı yaratan ortamların listesini çıkarması istenir. Listedeki basamaklardan adımlayarak yükselen sosyal anksiyöz kişi ufak şeyleri başarınca sonraki adımı atma konusunda cesur davranır.

  1. DİKKATİNİZİ DAĞITIN

Kendi üzerinizde yoğunlaştırdığınız dikkati farklı şeylere yönlendirin. Sosyal bakımdan anksiyöz kişiler, kendine yönelik abartılı bir dikkat geliştirir. Bu dikkatin içeriye değil dışarıya çevrildiğinde bireyin kendi hakkındaki negatif düşüncelerinin de paralel olarak azaldığını görürüz. Bu taktiği uygulamak için kişinin çevresindeki insanların nasıl davrandığı ve ne yaptığına (giysileri, ayakkabıları, aksesuarları nasıl vb.) dikkat etmesi tavsiye edilir. Birey dikkatini farklı tarafa yönelttiğinde kendindeki bedensel semptomlara da daha az dikkat edeceğinden istemediği bedensel belirtileri azalarak rahatlamış bir hale gelir. Bu yöntemin minimum olarak üç dakika süresince sürdürülmesi önerilir.

  1. HERKESİN KUSURU VAR

Mükemmeliyetçi kişilik örüntüsü ve gerçek üstü beklentiler de sosyal anksiyeteyi artıran etkenlerden. “Daima muhteşem görünmeliyim, hiçbir ortamda heyecanlanmamalıyım, başkalarının önünde hata yapmamalıyım” vb. gerçek üstü beklentiler, genellikle bireyi baskılayıp kaygı seviyesini artırır. Bu durumdan kurtulmak için daima mükemmel olmaya çaba göstermekten ve aşırı yüksek beklentilerden vazgeçmek gerekir. Sosyal anksiyete ile baş edebilmek için bir ruh sağlığı uzmanından (psikiyatr, psikolog, psikolojik danışman) psikoterapi alabilirsiniz.

 

Kaynaklar:

Beck, A ve Emery, G. (2006). Anksiyete Bozuklukları ve Fobiler. (6. Basım).  İstanbul: Litera.

Morrison, J. (2019). DSM-5’i Kolaylaştıran “Klinisyenler İçin Tanı Rehberi”. (2. Basım). Ankara: Nobel.

 

 

https://www.demo.beyondpsikoloji.com.tr/psikolog/ni%cc%87lgun-kurtgun/

Haziran 19, 2022
Haziran 19, 2022

Depresyon Ve Yas Süreci

Yaşamımız boyunca deneyimlediğimiz bazen anlık bazen de uzun süreli üzücü olaylar depresyona neden olabilir. İnsanlar depresif hastalıklar geliştirdikleri zaman, kendilerine yönelik suçlamalar yapabilirler. Aynı zamanda, fiziksel belirtiler göstermeleri de oldukça yaygındır. Örneğin, hiçbir nedeni olmasa da herhangi bir fiziksel ağrı hissedilebilir. Semptomlar kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Araştırmalara göre insanların %16’sı hayatlarında bir kez depresyon dönemi geçirmiştir. Kadınlarda erkeklere oranla iki kat daha fazla görülmektedir. Bunun nedeninin kadınların psikolojik rahatsızlıklarını daha kolay dile getirebiliyor olmaktan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Depresyonun ayırt edici belirtileri; yoğun üzüntü ve umutsuzluk, düşük pozitif duygu durum, psikomotor yavaşlama, zevk alamama, ilgi ve istek kaybı, intihar düşünce ve girişimleri düşük merkezi sinir sistemi uyarımı, iştah kaybı ve cinsel istekte azalma, umutsuzluk ve kayıp algısı gibi belirtiler görülmektedir.

Yas Süreci ve Depresyon

Yası, bir yeğin depresyon döneminden (YDD) ayırt ederken, yasta baskın duygulanımın boşluk duyguları ve yitim olduğunu, ancak YDD’nde süregiden çökkün duygudurumun olduğunu ve mutluluk ya da zevk alma beklentisi içinde olunamadığını düşünmek yararlı olur. Yasta yaşanan disforinin yoğunluğu günler ve haftalar içinde azalma eğilimi gösterir ve bu belirti dalgalar biçiminde ortaya çıkar (ölüm acısı çekme olarak da adlandırılabilir).

Bu dalgalara, ölen kişiyle ilgili düşüncelerin ya da anımsatıcılann eşlik etmesi eğilimi görülür. YDD’nin çökkün duygudurumu daha süreklidir ve özgül birtakım düşüncelere ya da takılan düşüncelere bağlı değildir. Yasta yaşanan acıya, olumlu duygular ve kimi zaman gülünçlük eşlik edebilir, ancak bu durum YDD’e özgü yaşanan genel mutsuzluk ve acı çekmeye özgü durumdan değişiktir. Yasa eşlik eden düşünce içeriği,

YDD’nde görülen kendini eleştirici ya da kötümser düşüncelerle uğraşıp durmaktan çok ölen kişiyle ilgili düşünceleri ve anılan düşünüp durma özelliği taşır. Yasta benlik saygısı genellikle korunmuştur, oysa YDD’nde değersizlik duygulan ve kendine karşı olumsuz duygular besleme gibi duygularla sık karşılaşılır. Yasta kendini aşağılayan düşünceler olursa, bunlar daha çok ölen kişiyle ilintili, yapılmayan eylemlerle ilgili algılardan oluşur (örn. yeterince sık görmeye gitmediği, ölen kişinin nedenli sevildiğini söylemediği).

Yastaki kişi ölümü ya da ölmeyi düşünüyorsa, bunlar genellikle ölen kişi odaklıdır ve olasılıkla ölen kişinin “yanına gitme”, “ona kavuşma” ile ilgilidir. Oysa YDD’nde bu düşünceler, değersizlik duygularından ötürü ya da yaşamayı hak etmediği ya da depresyonun acısıyla başa çıkamadığı için kişinin yaşamını sonlandırması üzerine odaklıdır.

TEDAVİ  PLANI

Bilişsel Davranışçı Terapi

  • Depresyon tedavisinde BDT’nin amacı, bireydeki yapıcı olmayan düşünce kalıplarını değiştirmektedir. Bireyin çocukluk çağında olumsuz deneyime sahip olması belirli şemaların oluşmasına neden olmaktadır. Erken yaşta oluşan şemalar yetişkinlik çağında tetikleyen herhangi bir olayda depresyonu beraberinde getirebilir. Örneğin, “ben değersizim”, “kimse beni sevmiyor”, “başarısızım” gibi olumsuz düşünceleri daha gerçekçi düşüncelerle değiştirmektir. Tedavi sürecinde bireye, otomatik düşüncelerini tespit edebilmesi, bunların doğruluğunu değerlendirebilmesi ve alternatif düşünce üretebilmesi öğretilir.

EMDR

  • Bu terapi de amaç, depresif kişinin göz hareketleriyle beraber travmatik olaylarıyla ilgili duygu ve düşüncelerini ortaya çıkarmaktır.

Aile Terapisine Yönlendirmek

  • Bu terapi türünde depresif kişiyle beraber ailesinin yaklaşımı da değerlendirilir. Baş etme, değersizlik, suçluluk, özgüven eksikliği, kriz yönetimi gibi etkenlerin düzelmesi için aile desteğinin olması gerektiğine inanır.

 

 

 

PELİN ÇEÇEN

   Psikolog

Haziran 17, 2022
Haziran 17, 2022

 

 

Her dönemin kendine özgü kötü alışkanlığı olur. İçinde bulunduğumuz yaşamı düşünecek olursak teknoloji çağınız en büyük sorunu ekran bağımlılığı. Sabah uyandığımız andan, akşam uykuya dalana kadar elimizden düşmeyen telefonlar, gözümüzü kaçırmadığımız, tablet ve televizyon ayrı olarak da oyun oynamak için ciddi bir vakit ayırdığımız oyunlar neredeyse hayatımızın her yerinde ve bu teknolojinden kurtulmak imkansız hale geldi. Tabi bu gelmemizin sebepleri de var teknolojinin hayatımızı renkli hale getirmesi, bir diğer sebebi ise kolaylaştırması. Teknolojinin bu denli hayatımızın içinde olması bizi kendine bağımlı hale getirmesi ve bu piyasaya harcanan sermayenin ne kadar büyük olduğunu ve hayatımız için tehdit vari bir duruma gelmiştir. Bu platform öyle tehlikeli ki bu bağımlılık, madde bağımlılığını aratmayacak, çocuklarımızı ve bizleri kendine bağlayan bir durumda.

Ekran bağımlılığı gençler ve yetişkinler için tam olarak nasıl sonuçlar ortaya çıkaracak pek bir bilgi olmasa da şuan yaşanan durumu göz önüne alırsak durumlar pek iç açıcı değil. Çocukluktan bu yana ekran karşısında bilgisayar, telefonla ilgilenen çocuklarda hiperaktive ve dikkat problemleri olmak üzere pek çok farklı sorun olabiliyor. Ekran başında çok vakit geçirenler de ise yeme sorunu, uyku problemleri ve obeziteye daha yüksek oranda rastlanıyor. Arkadaş ilişkileri, ders başarısızlığı, aile içi problemlere kadar her alanda zarar veren ekran bağımlılığı için çözüm yolları arayalım. .

 

Ekran Bağımlılığıyla Başa Çıkmanın Yolları

Çocukların teknoloji ile olan ilişkisini düzenlerken karşımızda dev bir sektör olduğunu unutmamız gerekiyor. Ama bizimde elimizde mekan ve zamanı elde etme gücü bulunuyor. Çünkü bizim göstereceğimiz sevgi ve şefkat ile bu görevi üstlenmek. Zamanla bunlar kaybolabilir ama her zaman yapabileceğimiz şey onlar üzerinde bir otorite sağlamak ve bu konuda onların yanlışa gitmesini engellemek. Peki ne zaman ekranla tanışmaları gerekir diye konuşacak olursak, bu ortamdan ortama ve çocuktan çocuğa değişkenlik gösterebilir ama ilk okuldan önce tablet orta okuldan önce de telefonla tanışmaları çocuklar için doğru bir zaman olmayabilir.

Ekrandan gençleri uzaklaştırmak tamamı ile ekran görmesini engellemek, şu dönem için akranlarıyla iletişime geçmemesine ve daha başka sorunlar ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu nedenle uzaklaştırmaktan ziyade nasıl bilinçli kullanılabilir bu konuda eğitilmeli ve destek olunmalıdır.

Çocuklar ve gençler için ekran önünde geçirdiği saatlere bakılmalı, gerektiği takdirde aranızda anlaşmalar yapılmalı ne kadar zor olsa da bu dönemi birlikte adım atılacak şekilde atlatmak gerekli. Evde anlaşmalar yapılırken spor aktivitelerine ve buna benzer uygulamalara da zaman ayrılmalı hepimiz çok iyi biliyoruz ki bu dönemde çocuklar gereğinden fazla hareketsiz bu sebepten böyle uygulamalara önem verilmeli uyku düzeni için günde 8 saat uykuya vakit ayırmalı uykudan önce tüm teknolojik aletlerle iletişim kesilmeli, odalarda televizyon kesinlikle olmamalı.

Koşulları değiştirmedikçe bağımlılığı bitirmemiz çok zor bu sebepten ötürü çocuklarımız ve gençlerimiz için önce yetişkinler olarak doğru teknoloji kullanımına bizler ayak uydurup sonrasında onlara örnek olup onları yönlendireceğiz. Bir sonra ki yazımızda görüşmek üzere, sağlıkla kalın.

 

Caner TANRIVERDİ

Haziran 8, 2022

Spor Psikolojisinde Antrenörlere Öneriler

 

  1. Antrenörlük yaparken olumlu, eğitici, yardımcı ve özerkliği destekleyici olun. Cezalandırıcı, düşmanca ve kontrolcü antrenörlük yaklaşımlarından kaçının.
  2. Teşvik edin. Bunun en iyi yolu, sporcuların yanlış yaptıklarından daha ziyade doğru yaptıkları şeylere odaklanmaktır.
  3. İçten bir şekilde övün. Övgü ve teşvik, içten olmadığı sürece etkili değildir. Sporcu iyi yapmadığını bildiği halde sizin ona iyi iş çıkardığını söylemeniz güvenilirliğinizi zedeleyebilir.
  4. Zayıf performansı cezalandırıcı olmayan bir şekilde değerlendirin, objektif olun ve daha iyi olması için ne yapılabileceğini söyleyin.
  5. Olumlu olmaya ve olumlu kalmaya özen gösterin. Her şey yolunda gittiğinde olumlu olmak kolaydır. Sporcular bazen düşük performans sergileyebilir. Fakat bir sporcu %100 çaba gösteriyorsa, çabasını da takdir ettiğinizi hissettirmeniz önemlidir.
  6. Sadece sonucu değil, doğru tekniği de ödüllendirin. Doğru tekniğin pekiştirilmesi için teşvik edilmesi önemlidir.
  7. Yönergelerinizi kısa ve basit tutun. İstediğiniz hareketi çeşitli açılardan pek çok kez gösterin. Bunun için video izletme, zihinsel antrenman teknikleri gibi farklı yöntemleri deneyebilirsiniz.
  8. Esnek olun. Kuralları motivasyonu arttıracak şekilde düzenleyebilirsiniz. Bazen ufacık değişiklikler, antrenmanı daha heyecanlı hale getirebilir ve motivasyonu destekleyebilir.
  9. Hataları düzeltirken ve geri bildirim verirken olumlu yönleri öne çıkartarak başlayın. Bu sayede sporcunuzun hata yaptığında hayal kırıklığının azalmasına yardımcı olabilirsiniz. Davranışlarınız ve sözlerinizdeki samimiyeti hissettirmeniz, inandırıcılığınızı artıracaktır.
  10. Hatalara karşı bakış açınızı değiştirin. Hatalar başarının yapıtaşları ve öğrenme sürecinin doğal bir parçasıdır. Siz hata yapmaya nasıl yaklaşırsanız, sporcularınız da öyle yaklaşacaktır.
  11. Coşkulu olun! Sporcular olumlu ve ilham verici ortamlarda daha iyi performans sergilerler. Coşku bulaşıcıdır! Gülümseyin, etkileşim içinde olun ve dinleyin.

Spor Psikolojisi

Haziran 8, 2022

Hayatındaki herkesin sana inanması için gerekli olan ilk adım, senin kendine inana bilmendir !

Motivasyon, eylemi ya da davranışı harekete geçiren ve yönlendiren içsel bir durumdur. Genel ya da özel, istikrarlı ya da istikrarsız olabilir. Aynı zamanda içsel (gereksinimler, çabalar, hedefler vb. gibi) ve dışsal (ilişkiler, ödüller, sosyal etki vb. gibi) kaynaklardan etkilenebilir.

Bizi motive eden ve harekete geçiren şeylere baktığımızda, bunların bir kısmının bize özgü bazı özellikler olduğunu, bazılarının ise ulaşmak istediğimiz sonuçlara ilişkin olduğunu görürüz. Örneğin, başlangıçta bir spor dalında iyi olmayı, becerilerimizi başarılı bir biçimde sergileyebilmek için isteriz. Ancak ardından madalya, ödül ve tanınma gibi sonuçlar da bizim için etkili hale gelmeye başlar.

Yüzücü Kieren Perkins, dünya rekorunun ardından şöyle demiştir: “performansımı arttırmak için hep kendimle yarıştım, asıl hedefim kendimi geçmekti dünya rekorunu kırmak değil”

Dışsal Motivasyon

Araştırmalara göre dışsal motivasyon, yüksek kaygı ile ilişkiliyken, aynı zamanda sporda da devamlılığı düşürmektedir. İdeal olan, sporcunun içsel motivasyonunu koruyabilmesidir. Eğer sporcu verilen dışsal maddi ödüllere alışırsa, motivasyonu içsel kaynaklardan dışsal kaynaklara çevirmeye başlar. Böylelikle dışsal ödüllerin yanlış kullanımları sonucu içsel motivasyon zayıflamaya başlar.

 

İçsel Motivasyon

İçsel motivasyonda zaman zaman dalgalanmalar yaşanabilir. Olumlu geri bildirimlerle içsel motivasyon arttırılabilir. Bu açıdan, motivasyonu arttırmada antrenörün rolü çok önemlidir.

Motivasyonu korumak, özellikle üst düzey sporcu ve antrenörlerde her zaman kolay değildir. Yarışmacılık bir tutumdur, vücut bu tutumdan hareketle sadece talimatları yerine getirir. Bu yüzden sporcular için yarışma öncesi hazırlık çok önemlidir.

Motivasyonu Sürdürebilmek İçin Sporculara Öneri

Spor Psikoloğu Beswick, sporcuların rekabetçilikte en üst düzey olan doğal akış haline ulaşmaları için izlemeleri gereken yol haritası ve her aşamanın anahtar noktalarını şu şekilde belirlemiştir:

Cesaret, Bağlılık ve Arzu

En iyisi olmayı imgeleyen bir sporcunun, yol boyunca karşılaşacağı engelleri aşabilecek motivasyonu bulabilmesi olanaksızdır.

Kişisel Hedefler

En yarışmacı ve başarılı sporcular, başarılabilir hedeflere odaklanırlar. Çok iyi olabilecekleri sınırlı sayıda konuyu seçer ve sadece onlara yoğunlaşırlar.

Yaşam Tarzı ve İş Etiği

“Nasıl yaşarsan öyle oynarsın” felsefesinin yansımasıdır.

Olimpiyat dekatlon şampiyonu Dan O’Brien nasıl şampiyon olduğu sorulduğunda tahtaya “1500” ve “36” sayılarını yazmıştır. Pistteki 36 dakikalık patlayıcı bir performans için 1500 saat antrenman yapıyor! Böyle bir iş yükünün altından kalkmak ve her gün rekabete hazır olmak için tek yol sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmektir.

Beijing 2008 Olimpiyatları’nda altın madalya kazanan Birleşik Krallık sporcusu Nicole Cooke, hiçbir zaman altın madalya peşinde koşmadığını vurgulamıştır. Bunun yerine her gün doğru şeyleri yapması altın madalyanın gelmesini sağlamıştı. Yaptıklarının fedakârlık olmadığını, bunun yerine birçok doğru seçim yaptığını ifade etmiştir. Yarışmacı olmak demek, mazerete yer olmayan bir ruh halidir.

Fiziksel, Teknik ve Taktik Açıdan Hazır Olma

Sporcular fiziksel olarak yorgun olursa, gerekli reaksiyonu gösteremezse ya da taktiksel kararlar konusunda kafası karışık olursa motive olamaz ve rekabet edemez.

Zihinsel Hazırlık

İyi bir hazırlık süreci, güçlü bir öz güveni ve zihinsel dayanıklılığı da beraberinde barındırır. Tam anlamıyla yarışmacı bir sporcu, amacına odaklanıp kazanmak için bir yol bulmaya çalışır.

Duygusal Kontrol

Sporcu fiziksel olarak yarışmaya çok iyi hazırlanmış olabilir ama yarışmalar duygusal bir ortamda gerçekleşir. Duygusal kontrol, zihnin (yani düşüncelerin) bedene engel olmasını önleyebilmek açısından önemlidir.

Odaklanma

En önemli etmen, geçmişi unutup o anda kalmak ve olumsuzluk ya da baskının kurbanı olmamaktır. Zihinsel olarak güçlü sporcular, yarışmaya toparlanmış ve dinlenmiş çıkma ihtiyacının farkındadır ve bu nedenle de her yarışmaya adeta pillerini yeniden doldurmuş gibi girerler.

İyi Alışkanlıklar ve Akış

Akış hali genellikle vücudun otomatik olarak çalıştığı, bir tür “düşünmemezlik” durumu olarak açıklanır. Akış, odaklanmanın çok yoğun olduğu, zaman duygusunu yitirerek ve yapılan işten haz alarak, işin kontrolünün kendinde olduğu hissidir.

Güven de bu durumun önemli bir parçasıdır. Sporcular zihinlerindeki zorlanmaları (var olan şüphe ve endişelerini de) aradan çıkarıp, bedenlerini programladıkları alışkanlıklara güvenmeleri durumunda en iyi performanslarını sergilerler.

Kısacası, işin sırrı şöyle özetlenebilir: Çalış ve güven!

Motivasyonu Sürdürebilmek İçin Antrenörlere Öneriler

Spor psikolojisindeki araştırma sonuçları, belirli antrenörlük davranışlarının sporcuların olumlu psikolojik gelişimleriyle bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Etkili Antrenörlük Davranışları

  • Gerçekçi beklentilere sahip olmak,
    • Zorlayıcı ancak ulaşılabilir hedefler belirlemek,
    • Sporculara olumlu, cesaretlendirici ve samimi geri bildirimler vermek,
    • Çabayı ve doğru tekniği de en az sonuç kadar ödüllendirmek,
    • Beceri gereksinimlerini ve kuralları uyarlamak,
    • Nihayetinde de hataları düzeltirken olumlu bir yaklaşım kullanmak.
Mayıs 9, 2022
Mayıs 9, 2022

İntikam

İnsanlar yaşadıkları etkileşimlerden doğabilen anlaşmazlıklar karşısında çatışmacı tutum içine girebilmekte ya da aralarında zıtlıklar oluşan bireylerle iletişimi sonlandırma, ilişkiyi yeniden düzenleme, sınır koyma gibi yollardan birini izleyebilmektedir. Bazıları çatışma, haksızlığa uğratma gibi zararlı davranışların negatif etkilerinden kolaylıkla kurtulamayabilirler. Bu negatif etkilerden doğan duygular kişiyi intikam almaya yöneltebilir.

İntikam seçeneğini kullanmak isteyen bireylerin dikkat etmesi gereken en önemli unsur intikam almanın kısa süredeki ve uzun süredeki sonuçlarının karşılaştırılması olacaktır. Kısa süre için intikamın lezzetli olduğu yanılgısına düşülebilir ama bu çabuk geçen mikro hazdan başka bir şey olmayacaktır. Bazı araştırmalara göre, intikam başlangıçta ödül algısı yaratsa da uzun sürede zarar verici olabiliyor, beynimizde oluşan değişimler ölçülerek ödül mekanizmasının aktifleştiği görülmüştür fakat bu durumun kısa süreli olarak gerçekleştiği kaydedilmiştir. Ayrıca bir Harley Quinn repliği olarak: “İntikam, beklediğimiz duygusal boşalmayı nadiren sağlar.”

Haksızlıklar karşısında belirlediğimiz plan intikam içeriyorsa şunu hatırlayalım; bize yapılmasını istemediğimiz davranışın bir benzerini sergileyecek olmak bizi daha az kötü bir insan yapmaz hatta karşıdakiyle aynı seviyeye gelmemize neden olur ve ayrıca başkasına mı yoksa kendimize mi ceza veriyor olacağız bu intikamla ilintili tasarımımızda? Tasarladıklarımız intikamla yoğrulmuşsa bize ruhsal ve fiziksel anlamda zarar vermekten öteye geçmeyecektir. İntikamın, psikolojik iyi oluşumuzu derinden sarsan, depresif duygu ve düşüncelerin artmasına sebep olabilen, kişilerarası ilişkilerimizi son derece olumsuz etkileyebilen yıkıcı bir duygu olması sebebiyle uzak durulması yararımıza sayılacaktır. İntikamdan uzaklaşmak kendimize bir iyilik yapmak anlamına gelebilir, intikam duygusundan arınmak içinse “Affetmek iyi insanların intikamıdır.” sözünde lafı edilen affedicilik kavramı üzerinde çalışabiliriz. İntikam hissinin panzehri unutmak değil affedebilmeyi deneyebilmektir.

İntikam için efor sarf etmek yerine bu enerjimizi daha faydalı ve olumlu durumlara yöneltebiliriz. Tabii ki, başkasının yoluna taş koymayı değil kendi geçtiğimiz yerlere çiçekler ekmeyi seçmek bizim yararımızadır. İntikam için gerekli zihinsel ve fiziksel aktiviteyi kendimizi olduğumuz konumdan ileriye taşımak için kullanabiliriz.

Esenlikler diliyorum.

 

NİLGÜN KURTGÜN

PSİKOLOJİK DANIŞMAN
Mayıs 9, 2022

Günümüzde sporun sosyal hayatta önemli bir yer tuttuğu genel  kabul görmektedir. İnsanlar için çok önemli olan spor, Covid-19 pandemisi sırasında benzeri görülmemiş bir krizle karşı karşıya kalınmıştır. Salgının seyri ile birlikte birçok ülke  bulaşma riskini azaltmak için tüm spor organizasyonlarını askıya almak zorunda kaldığı aşikardır. Dünya çapında ulusal ve uluslararası tüm spor organizasyonlarının ertelenmesi veya iptal edilmesi, dinamik yapısı nedeniyle toplumları aşağı çeken spor için oldukça zor bir imaj oluşturmuştur. Covid19 döneminde spor federasyonlarının veya organizasyonlarının askıya alınması ve müsabakaların seyircisiz olarak yeniden başlaması sporcuları iki farklı sorunla karşı karşıya kalmıştır.

Bunlardan ilki; COVID-19 bulaşmasa bile, sporcu antrenman programının kesintiye uğraması nedeniyle kardiyovasküler sistem, temel lokomotor özellikler ve kısa/uzun süreli egzersiz kapasitesi üzerinde olumsuz etkiler son yapılan çalışmalarda göze çarpmıştır. İkincisi ise Covid19 enfeksiyonu nedeniyle sporcularda ortaya çıkan metabolik semptomlar ve zorunlu izolasyon nedeniyle performans düşüklüğüdür. Virüs bulaşan sporcuların pandemi sırasında doğrudan ve dolaylı olarak virüsün neden olduğu fiziksel, fizyolojik ve psikolojik sorunlar yaşadığı görülebiliyor.

 

Süreç içerisinde Covid-19 sürecinin sporcular üzerinde yarattığı tüm olumsuzluklar antrenör tarafından net ve kapsamlı bir şekilde tanımlanmalıdır. Sporcuların bu süreçte meydana gelen antrenman kesintileri nedeniyle performans kayıplarına mikro düzeyde başlayacak bireysel antrenman programları uygulanmalıdır. Enfekte sporcuların iyileşme süreçleri, sağlık durumları ve atletik performansları izlenmeli ve sporcular hastalığın etkilerini dikkate alan antrenman programlarına dahil edilmelidir. Covid-19 kaygısının sporcular üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek için antrenörlerin daha fazla dikkat etmesi ve spor psikologlarından destek alması gerekmektedir. Ayrıca halk sağlığı kuruluşları, spor federasyonları, spor kulüpleri, araştırmacılar ve sporcu sağlığı uygulayıcıları ile ortak olunmalıdır. Sporcuların fiziksel, zihinsel ve psikolojik tolerans düzeyleri  üzerindeki olumsuz etkileri ve performanslarına yönelik kaygılarını en aza indirecek programlar geliştirilmelidir.

 

Yrd. Doç. Dr.